5 May 2012

Dost Canlısı!


Hiç farkettiniz mi?

Kendiniz ile ilgili bir konuda, bu karakter özelliği olabilir, yaşam tarzı veyahut da herhangi bir konuda görüşünüz veya eyleminiz olabilir, bir eleştiri ortaya koyduğunuzda,

Yakın çevrenizde bulunan kişiler,

Hiç vakit kaybetmeden, sizden daha ağır bir şekilde ve o güne kadar pek de paylaşmadıkları şekilde sizi eleştirmeye, ve sizin bu görüşünüz de haklı olduğunuzu gösterme çabasına girişiyorlar…

Üstelik bunu, kendilerine bahşedilmiş bir şans benzeri bir coşku ve zevk ile yapıyorlar…

Ve siz o zaman anlıyorsunuz ki, ve daha bir çok zaman anladığınız gibi, aslında çevrenizdeki insanlar sizinle alakalı düşündüklerini normalde ya söylemiyorlar , ya da söylemekten çekiniyorlar…

Ve işin garibi, bu coşkunun ardında bir mutluluk olduğu da gün yüzü gibi ortaya çıkıyor…

Schopenhauer’in dediği gibi, bana bir arkadaş veya dost gösterin ki, arkadaşının mutsuzluğundan az da olsa kendisine bir mutluluk payesi çıkarmasın…

27 Nis 2012

Emniyet Şeridi


Doğru-yanlış.

Günah-sevap.

İyi-kötü.

Nerden mi çıktı şimdi bunlar?

Hepimiz bir şekilde araba kullanıyoruz.

Sabah, akşam, gece ve gündüz.

Bu akşam işten eve dönerken, her zaman olduğu gibi, bağlantı yolundan anayola çıktım ve ağır akan, hatta hiç akmayan trafiğe dahil oldum.

Ben trafiğe dahil olur olmaz, arkamdan gelen araçların çoğu emniyet şeridinden gitmeye başladılar ve nereden bakarsanız çoğunluk bunu yaptı aslında.

Ben ise orta sınıf, okumuş, memur çocuğu olan Eylem, orada hiç polis olmadığını bilsem bile bu harekete dahil olamadım.

Şimdi insan, bazen hayatta sebepsiz zenginleşen veya işine hile karıştıran birini gördüğünde, içinden en kötü ihtimalle şunu geçiriyor:

“Bunun öteki dünyası var, orada burnundan fitil fitil gelir bunlar” şeklinde…

Ancak bir takım şeyler de var ki, bunlar “günah” falan değil…

Yukarıda anlattığım gibi mesela.

Emniyet şeridinden hızla ilerleyen arabaları seyrederken işte bunları düşündüm…

Sonuç olarak bunu yapmak belki onlara inanılmaz şeyler kazandırmıyor ama bir şekilde bu şehirde en çok can sıkan konulardan biri olan trafikte takılma mevzusunu daha rahat atlatıyorlar.

Ve bu onların hayatı algılayış ve yaşama şekillerinin trafiğe yansıyan, denk düşen kırılımı...

Bir de ilk etapta emniyet şeridinden gitmeyen, ancak gidenlerin sayısı artınca, baştan çıkıp bu güruha katılanlar var.

Ben bunlardan da değilim maalesef.

Ben hep kendi şeridinde bekleyenim.

Ve bu kendi şeridinde, tüm kışkırtmalara, yoldan çıkarma girişimlerine rağmen, bekleyen benim gibiler için,

Bir kez daha şunu düşünüyorum,

Bu hayat bize göre değil dostlar,

Bu hayat, emniyet şeridinden gidenlere göre kurulmuş bir organizma.

Kendi şeridinde gidenlere kalan tek şey,

Koca bir acı ve sorgulama.

25 Nis 2012

Sakın!


Dilimize pelesenk olmuş şarkılar vardır… Ara ara aklımıza gelir, mırıldanırız…

Mesela benim için bunlardan bir tanesi, “Haykıracak Nefesim”dir…

Yine aralıklar ile aklıma gelen bir diğer şarkının sözleri de şöyledir;

“Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı,

Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı”

Bugüne kadar pek neşeli olduğum anlarda söylediğim bu nakarat kısmını en son tekrarladığımda, ani bir taş kesilme hadisesi yaşadım…

Neden mi?

Yıllardır söylediğim, söylediğimiz, dinlediğimiz, bizden önceki kuşakların çok sevdiği bu güzide şarkının nakaratını bir daha benim için yüksek sesle okur musunuz lütfen…

Vaaaay be!

Demek ki neymiş, mutlu olmanın sırrı, adımını düşünerek atmaktan geçiyormuş… Düşünmeden atılan adımlar, hesapsızca yapılan eylemler, eninde sonunda bizi mutsuz edermiş…

Ancak biz bir adım atmadan önce, düşünür, taşınır, bir büyüğümüze danışır, öğretmenimize, apartmandaki albay amcaya, camideki hocaya veya mahallemizin esnafına sorar ve bu eylemimizin doğru, dürüst, normal ve toplumda kabul görecek bir eylem olduğuna karar verirsek, mutluluk eninde sonunda bizi bulurmuş…

Ben öncelikle Ali Kocatepe’yi bu unutulmaz mutluluk tarifinden dolayı kutluyorum, hiçbir baskıcı yönetimin, diktanın tarif edemeyeceği kadar güzel, yumuşak ve hazmı kolay bu tarife imza attığı için…

Evet gençler!

Çocuklar!

Düşünmeden sakın iş yapmayın!

Yoksa sonunuz karanlık!

Nietzsche falan hiç okumayın.

Yoldan çıkan olmayın.

Yoldan giden olun.

Ve mutlu olun.

Bu arada şarkının doğduğum sene olan 1974 yılında piyasaya sürülmüş olması da,

Benim açımdan başka bir hoşluk oldu,

Ne yalan söyliyeyim…

23 Nis 2012

HD Kalitesinde Yaşam


Gittikçe deney halini alıyor, benim için yaşamak…

Sanki her gün, ölümsüz eserimi yazabilmek adına, insanları gözlemliyor, notlar alıyorum…

Kah gülüyorum, hatta kahkahalara boğuluyorum,

Kah üzülüyorum, kopmak, gitmek istiyorum bu notlara bakıp…

Tek rakibi kendisi olan dünyaca ünlü bir atlet gibiyim…

Artık kendi rekorumu kırmaktan sıkılmış, arayışlar içine girmişim…

Yüz metre koşuda dünya rekorunu kırmışım da, şimdi yüz metre geri geri engelli koşusuna hazırlanıyorum…

Eskiden bilmediğim tepkiler karşısında şaşırır, ne yapacağımı bilemezken,

Artık adeta kendi istediğim tepkiyi, kendim hazırlar hale gelmişim, hatta; bu tepkiler arasında beni en çok şaşırtabilecek olanı ısrarla arayan olmuşum…

Banttan yayınlanan bir maç seyrederken ne kadar heyecanlanılabiliyorsa,

Hayat da beni o kadar heyecanlandırmaya başlamış,

Tek yaptığım güzel pozisyonları zevkle izlemek, acaba şöyle vursaydı nasıl olurdu demek olmuş…

Seviyorum bu son halimi…

Laboratuvarım o kadar geniş ki,

Üstelik tüm ölçümler ücretsiz,

Tek yapmam gereken sosyalleşmek,

Gerisi sadece mastercard.

6 Nis 2012

Elektrik Kesintisi!

Günlük hayatımda çoğumuz gibi, belki de hepimiz, bazen her şeyin üstüme üstüme geldiğini düşündüğüm anlar olur…

Böyle anlarda tüm evreni karşımda bir blok oluşturmuş ve geçmeme izin vermiyorlarmış gibi düşünür, hayal kırıklıkları yaşar ve neden bunların başıma geldiğini düşünürüm…

Kendi kendime, nerede hata yaptığımı, başka türlü yapsam veya davransam ne fark ederdi diyerek sorgularım…

Gardım düşer, güneş kaybolur, bulutlar her yanı kaplar,  rüzgar şiddetlenir, tozlar uçuşmaya başlar, yağmur yağmaz ama tek tük damlalar düşer yüzüme…

İşte o anda başımı yukarı kaldırıp, etrafımın bir anda ne kadar karardığını fark ederim…

Üşür, neden yanıma montumu almadığımı sorgular, hasta olmayı düşünmezsem ve olmayacağıma inanırsam, hasta olmayacağıma dair safsataya inanmasam da, ona uygun davranmaya kalkarım…

“Hayır üşümüyorum”, “ Hayır hasta olmayacağım”…

Sonra aniden, etrafımdaki insanların birer birer etrafımdan kaybolduğunu görür, sağıma, soluma, önüme, arkama korkuyla bakar, olanları anlamaya çalışırım…

Birden tek başıma olduğum gerçeğinin farkına varırım ve işte o anda artık üşümem doruğa çıkar…

Aniden suratımda gezinen damlaların sadece yağmaya çalışan yağmurdan değil, gözümden süzülen yaşlar olduğunu üzülerek fark ederim…

Çaresizliğim beni o kadar hırpalar, o kadar sarsar ki, ayaklarımı hareket ettiremediğimi anlar,

Ne kadar zorlasam da değil hareket etmek, ayağımı yerden kaldıramadığımı görürüm…

Sonra birden;

Aniden;   
                                                              
O koca bulutların arasından, bir ışığın yavaş ve zorla olsa da gökyüzünden yere doğru sızdığını fark ederim…

Bulutlar kaybolmaya başlar,

Güneş tüm evreni kaplar,

Cebimden güneş gözlüğümü çıkarır ve takarım,

Ellerimi cebime koyar,

Yürümeye başlarım…

27 Mar 2012

Bir Gece Vakti!

15 sene öncesiydi sanırım… En az….

İzmir Gümüldür’deki askeri kampımızın diskosu her askeri tesiste olduğu gibi 11.30’da kapanırdı.

Bu nedenle disko kapandığında hep beraber kampın kapısına çıkardık.

Oradan da artık kim babasının arabasını almak üzere izin aldıysa üç veya dört kişi o arabaya atlar,

“Terörist” tepesine giderdik.

Terörist tepesi, Özdere’den Kuşadası istikametine giderken, virajlı yollardan birinde, uçuruma doğru olan ve 
arabaların park edebileceği alanlardan birinin adı idi.

Aşağısı uçurum ve sonrası denizdi.

İşte biz bu tepeye giderken bakkaldan adam başı iki veya üç bira alır ( ki bu bizi sarhoş etmeye yeterdi, artardı bile),  yola düşerdik.

Sanırım en çok 10 km ötedeydi.

Bu tepenin özelliği, uzaktan Kuşadası’nın ışıklarını görebilmesi ve bolca araba park edilebilmesiydi.

Ancak Terörist Tepe’sini asıl özel kılan, arabanızın farlarını kapattığınızda, görebileceğiniz en çok yıldızı barındıran mevki olmasıydı.

İşte biz arabamızı park eder, uçuruma doğru, arabanın bagaj da dahil bütün kapılarını açar, ve teybimizi açardık.

Ne mi dinlerdik?

Ben nedense en çok Haluk Levent’i hatırlıyorum.

“Bir Gece Vakti” az önce birden aklıma giren ve bu yazıyı yazmam neden olar şarkılardan biriydi mesela.

Karanlıkta denizi ve gökyüzünü seyrederken, çoğunlukla konuşmaz,

Sadece uzaktan sevdiğimiz ve belki de varlığımızdan haberdar olmayan platonik aşklarımızı düşünürdük.

Eğer sevdiğimiz bir şarkı varsa, bütün gece tekrar tekrar da dinleyebilirdik. Tabi eğer teyp şarkı başında 
duranlardan değilse, şarkının en başını bulana kadar bir ileri bir geri sarmak dert olurdu haliyle…

Daha önce diskoda yaşadıklarımı yazmıştım.

İşte bu da disko sonra yaşadıklarımızdı.

O zaman anlamamış olsak da, bugün bile eğer her ayrıntısını hatırlıyorsam eğer;

Tadından yenmez ve unutulmaz anlarmış,

Her güzel şeyde olduğu gibi,

O anların güzel olduğunu şimdi anlıyorum…

18 Mar 2012

Light Günlük!

Yaklaşık bir aydır kitap okuyamıyorum… Bu belki hayatımda bir ilk…

Ayrıca yazı da yazamıyorum.

Bilgisayarımda bir word dosya açıyorum ve ekrana bakmaya başlıyorum…

Acaba kendime bir “yeniden başlat” mı gerekiyor.

Çok mu doldum?

Veya zaten bu kadar doluydum, bittim mi…

Çok mu acımasız oldum kendime karşı…

Kahrolası kendini eleştirme hastalığı… Acaba bu bir lanet mi…

Kalbini kırdığım kız arkadaşlarım veya insanlar olmuştur elbet… Herkes gibi ve sanırım herkes kadar…

Neyse, acaba biri “Umarım hiç evlenemezsin ve hep mutsuz olursun” diye beddua edeceğine;

“Hep kendini eleştir e mi” mi dedi acaba…

Uzun lafın kısası, yazamıyorum…

Biraz da mayısta Hindistan’a gidecek olmanın heyecanı ve seyahati planlama stresi, zihnimi başka bir kanala mı açtı?

Bence birazı bundan sebep…

Ama ne yalan söyleyeyim, birazı da Schopenhauer’dan kaynaklanıyor…

Kim bana dedi ki, non-stop üç ay, aynı adamı oku diye…
,
Hele ki bu adam gelmiş geçmiş en büyük pesimistlerden biriyken…

Hayır hakkını yemek istemiyorum. Adam beni başka bir seviyeye taşıdı, adeta kompartıman değiştirdi…

Biliyorum sebebini;

Aşırı doz geldi…

Hindistan sonrasına kadar en iyisi ben biraz daha hafif şeyler yiyeyim, okuyayım ve yazayım…

Ama zaten Hindistan’da yemekler yüzünden hafiflemem kesin gibi…

İyisi mi ben sadece hafif şeyler okuyayım… Yemekte hafiflemeyeyim…

Adana, Urfa, patlıcanlı, neyse devam edeyim… Malum en az bir hafta et yemek yok muhtemelen…

Hep ben kitap öneriyorum.

Var mı bana kafamı boşaltacak kitap önermek isteyen?

Ne olur? Buna ihtiyacım var…

İyi pazarlar…

Not: Tamam maç beni biraz olumsuz etkiledi, kabul ediyorum.