3 Eyl 2010

Duygusal Antikacılık

Antikacılık çok yaygın olmayan, belli bir kitleye hitap eden, maddi güç isteyen bir meslek dalıdır ve antikalara ilgi duyan insan sayısı da çok azdır. Mesela eski bir masa, sandalye, ayna sadece belirli kişilere hitap eder ve fiyatı çok yüksek de olsa çoğumuzda bir albeni yaratamaz.

Ya duygusal antikacılık?

Duygusal antikacılık ise hepimizin ilgilendiği bir hobi olmaktan çok bir hayat tarzıdır..

İstisnasız her insan birer duygusal antikacıdır..

Neden hep ilk aşk, ilk araba, ilk oyuncak, hiç unutulamaz..Veya neden geçmiş tüm kusurlarından arınmış şekliyle zihnimizde yer alırken bugün ve yarın hep sıkıntı ve yalnızlık ifade eder..

Sadece eski şarkılar mı güzeldir veya eski filmler gibi filmler artık yok mudur..

İnsanoğlunun eskiye duyduğu özlem, ve sürekli bugünüyle kıyaslaması acaba genetik bir psikoloji midir?

Hepimizin hayatı içinde yaşadığı olayları, tanıştığı kişileri diğerleriyle kıyaslaması çok normal olsa da bence normal olmayan eskinin hep galip gelmesidir..

Bugün onsekiz yaşındaki bir genç bile eski bayramlardan söz edebiliyor ise bu işte de bir terslik olmalı..

Geçmişe özlemle bakmaya programlanmış ve bugünün kıymetini bilmeden yaşamak insanoğluna en az kanser ve aids kadar zarar vermekte bana kalırsa. Çünkü insanlar bu kıyaslamalarından geçmişi galip çıkarmakta ve bu da bugünlerini daha karamsar şekilde yaşamalarına sebep olmaktadır..

Bugününü karamsar yaşayan zihin işinde ve evinde kendisini yalnız ve mutsuz hissetmekte; bu da hem aile yaşantılarının hem de işgücü verimliliğinin azalmasına yol açabilecek noktalara erişebilmektedir.

Burada sıralı ve uzun bir domino etkisinden bahsediyor olabilirim ancak son taşı deviren ilk taştaki hareket değildir de nedir?

Çoğu insanın yaşadığı depresyonların kaynağının bu noktada da aranabileceğini düşünüyorum. Bugünün kıymetini bilmeden yaşamamız kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüktür.

Geçmişin bohem kapısını bir an önce kapamalı, kilitlemeli ve bugüne odaklanmalıyız,

Hayatı, zevkleri kısacası ikinci kanalda tuttuğumuz, sıkıştırdığımız her şeyi özgürce yaşamalı, ikinci kanalın kapısını ardına kadar açıp “ana” konsantre olmalıyız..

1 yorum:

  1. Derin bunalimli bir animda bir cocukluk arkadasima demistim ki; "cok uzuluyorum lan, neden hala 17 yasinda degiliz, ne guzeldi de, soyleydi de boyleydi de.."

    O da bana dedi ki; "Olm bu senin haletini ruhiyene duygusal irtica denir. Gericisin sen."

    Bence dogru dedi. Sen de dogru demissin bence. Cozum ise radikal bir kavramsal degisiklikle zaman algisini ters yuz etmekte yatiyor. Her saniye biz yeni bir biziz. Her yedi senede bir hucreler dahi komple yenileniyor. Seninle 15 sene once Beytepe'de kafamizda baseball sapkalarimizla cektirdigimiz herhangi bir fotoyu alalim, bakalim simdi ve diyelim ki, "bu benim, bu da arkadasim Eylem". Hadi ya? Kim diyor? Aradaki 15 senenin hikayesi nereye sikisti o 2 boyutlu isik gorselinde?

    Diger yandan bir de soyle bir realite var. "Su elimdeki hiyari goruyor musun?" sorusuna verecegim "Goruyorum" yaniti agzimdan ciktigi anda birak gozumun lensinin karsimdaki goruntuye odaklanma anini, retinamin fotoreseptif hucreleri gorevlerini tamamlayali kayda deger bir sure gecmis oluyor. Ya da kicimi kaldirayim da suradan suraya oturayim dedigimde, ben onlarin farkinda bile degilken beynin derinliklerinde onlarca islem, ozgur irade var midir sorusunu manasiz kilacak kadar gecmiste coktan tikir tikir finalize olmus oluyor.

    Diyecegim o ki, simdi yok ki gecmis olsun. Zaman yok ki hatira olsun. Biz yokuz ki bizden baska bisey olsun. Suphesiz "zaman" gibi evrimsel "bug"li bir algidan ya da sosyal kosullanmadan baska bir manasi olmayan surreel bir olcuyu yasam planimizin temeline oturtarak kendimizi bu tip acilara mahkum ediyoruz ama sadece simdide yasamayi ogrenmek de herkesin harci olmuyor, olamiyor. what is matrix ulan. eline saglik, gozlerinden operim kardesim.

    YanıtlaSil