13 Eyl 2010

Evet/Hayır

Blogumda siyasetle ilgili yazı yazmama gibi bir kararım yok ancak pek o sulara girmek istemiyorum.

Çeşitli mecralarda ve nihayetinde facebook’ta çeşitli arkadaşlarımın yorumlarını ve paylaştıkları yazıları görünce küçüklükten beri aklıma takılmış bir konuyu herkesle paylaşmak istedim.

Maalesef küçüklüğümüzden beri hep kamplara ayrıldık, hep renklere bölündük. Oryantalist bakış açısıyla böldürüldük (katılmadığımı önceki yazılarımda belirtmiştim).

Kendi görüşünden olmayanı kabullenmeme veya kendi görüşünü entelektüel sayıp diğer bakış açılarını aşağılama ve hor görme konsepti 16.yy karanlık Avrupa’sında engizisyon olarak kendisini göstermekte iken; maalesef Türkiye Cumhuriyeti topraklarında hala geçerliliğini ve popülerliğini devam ettiriyor.

Söz gelimi referandumda çıkan hayır oyunu Aziz Nesin’in Türk halkının %60’ının aptal olduğuna indirgemek kadar zalimce ve aşağılayıcı bir saptama olamaz. Bu görüşü paylaşan ve % 60’lık kesimi hor gören bakış açısı veya çobanla kendi oyu arasında katsayı olması gerektiğine inanan şehirli, okumuş ve entellektüel ( olduğunu iddia eden) kişiler en başta demokrasiyi hazmedememiş kişilerdir ancak.

Buradan her zaman çoğunluğun haklı olduğunu savunan biri olduğumu lütfen zannetmeyin; zaten tek bir doğru olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Ancak gerek teftiş hayatım gerekse de değişik ilçelerde yaptığım şube müdürlüğü sayesinde her şehirden, her görüşten, her mezhepten birçok insanla tanıştım veya hukukum oldu. Bu insanlarla konuşurken veya paylaşımlarda bulunurken bir şey dikkatimi çekti. O da hiçte aptal olmadıkları veya bence insafsız bir şekilde “koyun” benzetmesine hiçte layık olmadıkları.

Hayatta her şeyin bir matematiği vardır. Sebepsiz bir sonuç yoktur.

Çoğumuzun görüşleri okuduklarımız ve izlediklerimize göre şekilleniyor; daha açıkçası bize sunulanlardan besleniyor.

Aynanın arkasına geçip olayları dışarıdan yorumlamaya sanırım hepimizin ihtiyacı var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder