5 Eyl 2010

Kafiye

Alarm çaldı..erteledi..06.25..alarm tekrar çaldı..bu defa gözünü açtı..telefonunun alarmını kapattı. Mehmet hala uyuyordu, belli ki eve yine geç gelmişti..Abisi Mehmet ile aynı odada yatmaktan nefret ediyordu. Ama yaşı 18’di ve bu gerçek 18 yıldır değişmemişti.

Hızlıca giyindi ki genelde evden çıkması en fazla 15 dakikasını alıyordu.

Saat 06.40. Kafiye evden çıktı. Tek vasıtayla mecidiyeköy’e gitmesini sağlayan 18T no.lu otobüsün geçtiği durağa gitmek için 15 dakika yürümesi gerekiyordu. Hadi şimdi kolaydı da eylül çoktan gelmişti, yakında önce yağmurlar başlar sonra da kar yağardı. Moralinin çok bozuk olduğu bazı akşamlar yürümek yerine dolmuşu tercih ediyordu, dolmuş hem evlerinin önünde indiriyordu hem de soğuktan kurtarıyordu. Ama dolmuş 1.5 liraydı ve kafiye her gün bu parayı veremezdi.

Günlerden salıydı ve bir önceki gün tatildi. Hafta sonu alışveriş merkezleri çok dolu olduğundan genellikle izin günü eğer Başak ile değiştirmediyseler pazartesi günüydü. Hafta sonlarının Kafiye için bir anlamı kalmayalı çok olmuştu. Hafta sonu sadece iş demekti hem de çok fazla iş..

Bugün hava çok güzeldi. Pırıl pırıl bir gökyüzü olacağı daha şimdiden belliydi. Gerçi sabahları biraz serin olmaya başlamıştı ama olsun..Sonra havanın bugün güzel olmasının kendisi için hiçbir anlamı olmadığını düşünerek neşesini kaybetti. Sabah 10’da girdiği mağazadan akşam yedide çıkabiliyordu.

Yürürken kafasını kaldırdığında yolun diğer tarafındaki sitelerin bu kadar çabuk nasıl çoğaldığını ve ilerlediğini anlayamadığını düşündü. Mehmet oradaki dairelerin beşyüzbin liradan satıldığını söylemişti. Beşyüzbin lira!! Kafiye 650 liralık maaşı ile bu evlerden birisini almanın bu şartlarda imkansızdan da öte olduğunu her sabah olduğu gibi tekrar düşündü..

Sonra kafasını kendi ait olduğu yöne çevirdi. Yani varoşlara..sahi neden oturdukları yerlere varoş deniyordu. İnsanlar daha kötü evlerde oturduklarında ve bu evleri site şeklinde olmadıklarında varoş mu deniyordu.

Durağa çoktan gelmişti. Duraktaki bazı kişileri genel olarak mahalleden tanıyordu, bir tanesi güneşli’de bir tekstil fabrikasında çalışan emineydi..emine içine kapanık bir kızdı ve bu tek başına kafiyenin çok haz etmediği yani arkadaşlık etmesini engelleyici bir faktördü..ama anneleri arkadaştı çünkü onlar da aynı siteye temizliğe gidiyorlardı..Şu esmer çocuk ise Rıfat abinin oğluydu, o da askerden yeni gelmişti, anlaşılan sürekli bir işe girmişti zira genelde 2 aydan uzun süre bu durakta göremezdi onu..Diğerleri de aşağı yukarı göz aşinalığı olan tanıdık kişilerdi..zaten burada herkes birbirini tanırdı..nereli olduklarını..anne ve babalarının ne iş yaptığını..bu asgari bilgiler eşler aracılığıyla herkese yayılırdı. Tabi buna akşam gezmelerini de eklemek lazım.

Kafiye’nin duraktaki herkeste gördüğü ortak özellik gözlerinin parlamamasıydı, oysa ki çalıştığı mağazada her gün gözlerinin içi parlayan bir çok insan görürdü. Allah bazı insanları zenginlikle sınarken bazılarını fakirlikle sınamaktaydı, zenginlik ile sınanmak daha mı kolaydı hep onu düşünürdü.

Bindiği durak 18T’nin ikinci durağıydı ve bu yüzden Kafiye iki saatlik otobüs yolculuğunu genellikle oturarak geçirirdi. Otobüste oturmanın avantajını ancak otobüse çok binen insanlar özellikle de bayanlar anlardı.

Varoşlarda oturmanın tek belki de en güzel yanı genellikle otobüslerin ilk durağının yukarı mahalleler oluşuydu..

Kafiye her zamanki yeri boş olduğu için her zamanki şoföre selam verdikten sonra yerine oturdu.

Ve gözlerini kapadı..

4 yorum:

  1. Eylem devamını bekliyorum dostum....çok güzel yazmışsın..

    YanıtlaSil
  2. eee...devamı gelecek mi bu hikayenin? eline sağlık Eylem'cim :)

    YanıtlaSil
  3. devamı kesinlikle gelecek..

    YanıtlaSil