1 Eyl 2010

Siyaset, Din ve Futbol Üzerine

Üç başlığın birbiri ile hiç alakası yok..Birbirinin içine geçtiği dönemler hiç şüphesiz mevcut..Hem de her dönem örneklerine rastlanılacak kadar çok.

Ancak ben bugün kısa da olsa başka bir şeyden bahsetmek istiyorum..

Hem siyaset hem din hem de futbol bizim aklımızla yaptığımız seçimlere dayanıyor değil mi?

Bence hiç de değil..

Bu konuda bir araştırma okumadım ama kendi gözlemlerime dayanırsam eğer standart sapması bir miktar da olsa ben akıl ile yapılan seçimler olduğuna inanmıyorum..

E bu durumda bunlar genetik te olmadığına göre..

O zaman bir insan doğduğunda kendi seçimi olmayan birçok özelliği de ister istemez sahiplenmiş oluyor. Standart donanım diyebiliriz.

Ailesinden gelen , kalıtsal olmayan ama devam ettirilmesi kuvvetle muhtemel olan bu konularda peki biz nasıl oluyor da bu kadar radikal ve kendinden olmayanı dışlayan potansiyellere erişebiliyoruz..

Tayland’ın bir köyünde Budist olarak doğan bir insanı ben nasıl aklıyla fikriyle benim dinimi seçmedi diye eleştirebiliyorum..Veya dinini nasıl hor görebiliyorum..Dinden saymıyorum..

Solcu olan sağcıdan nasıl nefret edebiliyor? Marx’ı hatmetti diye mi? Kaç kitap okudu bu erginliğe kavuşmak için?

Dinler ve ideolojiler kuramsallık kazanana kadar nice mertebelerden geçiyor, üniversitelerde kürsüleri kuruluyor, kitaplar yazılıyor vs..

Peki bu ideolojilere gönül veren, silahtarı olan , en büyük destekçileri bunları okuyarak özümseyerek değil, ailesinden geldiği için sahipleniyor ve devam ettiriyor, öyle değil mi?

Bir benzetmem olacak. Büyük ideolojiler veya dinler aynı bir insanın beyninin % 7’sini kullanma kapasitesine sahip olmasına benzer şekilde ancak bu kadar küçük oranlarda mı uygulanabiliyor ve anlaşılabiliyor?

Yanlış bir ideoloji veya inancın insanoğlunda yeşermeye başladığını düşünün,

Sizce bunun değişmesi kaç bin yıl sürer..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder