24 Kas 2010

Ayakkabı

Rıfat aslında Sungurlu’nun Bunalan köyündendi. Sungurlu’ya 42 km uzaklıktaki bu köyden okula gidip gelmek imkansız olduğu için babası Yusuf köydeki tarlalarını kardeşine bırakarak Sungurlu’ya gelmiş ve bir bakkal dükkanı açarak buraya yerleşmişti.
Rıfat bu göçte yaşadığı şoku Sungurlu’dan Ankara’ya gittiğinde bile hissetmemişti. Büyük şehir bu demek diye düşünmüştü ilk taşındığında. Sonraları acaba bu köyün isminden kaynaklanan bir durum muydu yaşadıkları  yoksa kendisi ile mi ilintili diye çok düşündü, ama bulamadı.
Tek ipucu 1997’de 320 olan köy nüfusunun 2007’de 300 oluşuydu.
Bu acaba bir kader miydi?
Rıfat’ın çocukluğunda en sevdiği şey yaz tatillerinde babasının yanında çalışmaktı.
Kasada durmaya bayılırdı. Hele para üstü hesaplama konusunda kendisini o kadar geliştirmişti ki; liseye kadar hesap makinesi kullanma ihtiyacı hissetmedi.
Rıfat’ın hiç kardeşi olmadı. Bunun  kendisini hem köyde hem de Sungurlu’da farklı ve yalnız hissetmeye başladığı tarihlere yakın bir zamanda anladığını düşünürsek, Rıfat’ın farklılaşması ile kardeşi olmaması arasında bir bağlantı olduğundan söz edebilir ancak tek sebep olarak göremeyiz.
Yalnızlık onu daha çok ders çalışmaya itti. Sıkıldığında çalıştı. Üzüldüğünde çalıştı. Mutlu olduğunda çalıştı. Sonraları küçük şehirlerde yaşayan insanlardan daha başarılı öğrenciler çıkmasını sosyal hayatın olmayışına bağladı hep.
Bu sebeple o yıl Sungurlu’da üniversite sınavına giren lise mezunları arasında ikinci oldu ve hayallerini gerçekleştirmek üzere Mülkiye’nin yani Ankara’nın yolunu tuttu.
Üniversite öncesi okul hayatında ve Sungurlu’da geçen dönemde karşı cinsle tek iletişimi babasının bakkal dükkanında cereyan eden, o da para almak veya para üstü vermek ile sınırlı olan Rıfat için bu döneme dair hatırlanacak  bir şey maalesef yoktu.  
Saat 6 oldu. Rıfat ayağa kalktı. Bilgisayarını her zamanki gibi 17.55’te kapamıştı. Bu beş yıldır böyleydi. Ceketini giydi. Gülümseyerek, sadece dışarıdan, herkese iyi akşamlar dedi. Asansöre bindi ve zemin kata indi. Eksi bir katta araba otoparkı vardı ama Rıfat’ın arabalara karşı ilgisi olmadığı gibi ehliyeti de yoktu.
Otobüs durağına geldi. 18.10’da her zamanki otobüsü geldi. Otobüs hareket etti.
Rıfat beş yıldır ilk defa o otobüse binmedi.
Nedendir bilinmez  ayakkabısının birden çok eskidiğini düşündü ve yakındaki alışveriş merkezinin yolunu tuttu.
Halbuki ayakkabılarını beş yıl önce almıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder