28 Kas 2010

İlk temas

Evde tek başınaydı. Bakkalı kapamış, yaklaşık yarım saat önce eve varmıştı. Annesinin köye gitmeden yemesi için kendisine bıraktığı tarhana çorbası ve bulgur pilavını yemiş, Kur’an okumaya koyulmuştu.
Kapı çaldı. Bu saatte kapı genellikle komşular tarafından çalınır, kandil ise irmik helvası getiren, değilse de hoşbeş etmek isteyen bir komşu kadın olurdu genellikle.
Gelen muhtardı. “Annemler köye gitti” dedi muhtara.
Rıfat bu sözlerini söyledikten sonra bir ay kadar konuşmadı. Daha doğrusu konuşamadı. İçinden gelmedi.
Hayatın anlamsızlığı ile ilgili kafa yormaya başladığı ve bir daha da kendisini tam anlamı ile mutlu hissedemediği günler, muhtarın babasının köye giderken arabasını farları yanmayan bir traktöre çarptığını ve annesini maalesef kaybettiğini söylediği an ile başladı.
Rıfat bu bir ay boyunca her hece ağladı. Sonra da hiç ağlamadı. Sanki vücudunun bir ömür için rezerv ettiği gözyaşlarını bir ayda bitirdi. Babasını kaybeder veya çok sevdiği bir kıza kavuşamaz ise ağlayamayacağını düşündü. Bu arada henüz çok sevmenin ve birine kavuşamamanın ne anlama geldiğini bilmiyordu ancak sevmenin ve aşık olmanın iyi bir şey olmadığını hem çevresinden hem de okuduğu kitaplardan anlamıştı.
Belki bu yüzden 40 yaşına kadar da kimseyi sevmedi, sevemedi. Bu konuda bir beklentisi de hiç olmadı.
Rıfat’ın kendisini derslere bu kadar vermesinin bir sebebini de böylece öğrenmiş oldunuz. Annesi öldükten 3 yıl sonra babası evlerine yeni bir anne getirdi, ama zaten Rıfat bu yeni anneye anne diyebileceği yaşı çoktan geçmiş, yeni anne de Rıfat’a oğlum diyebileceği yaşa henüz gelmemişti.  Yeni annesi 21 yaşındaydı. Babası ise annesi öldükten sonra beş yıl yaşlanmış, yeni karısı ile de on yıl gençleşmişti.
Rıfat baba olmamaya da bu sıralar karar verdi. Dolayısı ile evlenmemeye.
Alışveriş merkezlerinde alış ve veriş gibi çift taraflı bir eylem  sahneye konsa da, sadece müşterilerin verdiği, dükkanların da aldığı bir gerçekti. Tek gerçek “para” ise, bunu veren müşteriler, alanlar da dükkan sahipleri idi. Alışverişte bir değer değişimi esastır. Bu ticaretten sonra tekrar alışverişte kullanılabilecek olan para kimde ise alan oydu. Yani dükkan sahipleri.
Rıfat olayları tahlil etmeye ve bir örgü peynirin telleri gibi  her şeyi parçalarına ayırmaya o kadar meyilli idi ki, bu konu da elinden kaçamamıştı.  O yüzden kendisine hiç yeni bir giysi almaz koca bir seneyi aynı giysilerle geçirmeyi çok iyi bilirdi.
Bu yüzdendir ki, Rıfat onsekiz yılda bir ev almış, üç ev parasını da banka hesabında biriktirmişti.
Kafasında bu düşüncelerle içeri girdi. Güvenlik görevlisine ayakkabıcıların nerede olduğunu sordu. Genç adam anlamadığı bir sebepten sırıttı ve “ her katta var, baktığınız bir marka var mı” diye sordu.
Teşekkür ederek üst kata çıktı. Kitaplarını genelde internetten sipariş ettiği markanın önünden geçerken, içerisinin kalabalık olduğunu görerek mutlu oldu. Ona kitap sevgisini Köy enstitüsü mezunu amcası aşılamıştı. İlk kitabı Kuyucaklı Yusuf idi. Zaten bir insanı kitap okumaya alıştıracak bundan daha güzel bir başlangıç olabilir miydi?
Hemen yanında bir ayakkabıcı vardı. Tam ona girecekken Rıfat bir an nefes alamadığını hissetti ve daha kapıdan içeri giremeden kendisini mağazanın dışına attı. Alışveriş merkezlerinde dükkanlara mağaza denirdi.
İlk defa böyle olmuştu. İlginç bir şekilde çıkar çıkmaz geçti. Sonra o mağazaya girmeme konusunda anlamsız bir karar aldı. Pahalı ve zevksiz bir markaya benziyordu. Aslında bunların mazeret olduğunu içeri girememesinin başka bir nedenden olduğunu hissetti ancak sonra saçma bularak tekrar bu nedenlere bağladı.
Tam ters tarafta başka bir ayakkabıcı ilişti gözüne. Hızlı adımlarla bu uzayan işi bitirip hemen buradan uzaklaşmak için emin adımlarla içeri girdi.
Kendisini güler yüzle karşılayan kız” Hoş geldiniz” dedi.
“Merhaba ben Rıfat, kendime ayakkabı almak istiyorum” dedi.
Genç kız gülümseyerek “Ben de Kafiye, nasıl yardımcı olabilirim size” dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder