17 Ara 2010

Domatesin Kilosu Ne Kadar?

Eskiden ama çok eskiden değil, çocuk iken yani Ankara’da oturduğumuz yıllarda cumartesi günleri bizim Pazar günümüzdü.
Pazara gitmek veya gitmemek üzerine uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir tercihti. Şöyle ki, ya  pazara gitmek, yorulmak, bu süre zarfında sıkılmak ya da pazara gitmemek ancak Pazar dönüşü babamın beni tek başına gönderdin, bunca şeyi tek başıma taşıdım bakış ve davranışlarına göğüs germek gibi iki tercihim bulunmakta idi.
Pazara gitmediğim durumlarda yapılacak en puan kazandırıcı işlem babamın otobüsten veya dolmuştan inişini gözleyerek, indiğinde koşarak aşağıya inmem ve aldıklarını eve kadar taşımasında yardım etmemdi ki; tek başına bu bile hiçbir işe yaramaz sadece babama” evet pazara gelmedim, ama bu yüzden kendimi kötü hissediyorum ve bak yine de yardım etmeye çalışıyorum” mesajı vermemi sağlardı.
Çankaya pazarı cumartesi günleri Basın Sitesine kurulurdu. Bizim evimize de otobüsle yaklaşık onbeş dakikalık bir mesafedeydi.
Pazar konusunda değişmez ritüellerimiz vardı.
İlk önce pazarın geneli gezilerek bir fiyat araştırması yapılırdı. Bu kısa turun ardından babam o hafta için “bu hafta pahalı” veya “geçen hafta ile aynı” benzeri yorumlar yaparak beni bilgilendirir ve daha o günden piyasa ile ilgili King Teoremi”ne benzer saptamalarda bulunmama yardımcı olurdu.
Pazara gitmek belki çok iddialı olacak ancak insanları tanımak veya gözlemlemek için kaçırılmaz fırsatlar barındırırdı bünyesinde.
Bir defa rock konserine gelmiş gençler gibi gayesi belli insanları ihtiva ederdi bünyesinde. O an orada bulunan insanların tek amacı iyi müzik dinlemek değil, iyi domatesi en ucuza almaktı.
Bu zor ve uzun bir yolculuktu. Uzun yıllara dayanan bir Pazar deneyimi şarttı.
Benim orada bulunmamın amacı tabiî ki bu Pazar analizinde babama yardımcı olmak değil, yaz ayı ise karpuz ve kavunu, geri kalan aylarda da patates ve soğanı taşımamdı. Bu anlamda babamın fiyat araştırması sürdükçe bu bende bir yılgınlık yaratır, davranışlarıma yansır ve açıkçası oyundan düşerdim.
Babam bu mesajı aldığında en kısa yoldan yükte ağır, pahada hafif şeyleri alıp beni buluşma istasyonumuza gönderirdi. Benim açımdan zevkli kısım burada başlardı. Gelen geçene bakmak, kendi profilimde çocuklarla göz göze gelmek, pazarcıların bağırışlarını izlemek gibi seyrine doyum olmayan eğlencelere dalardım.
Bu Pazar ziyaretlerimizde babamla yaşadığımız en komik olaylardan bir tanesi, babamın kavun satan bir pazarcıya, kilo ve adet ile satışlarında yanlış bir satış yaptığını göstermesi ve bu hesaptan saat iki gibi de olsa onu döndürmesiydi. Zavallı kavuncu sabahtan beri yanlış hesap yapmış ve zarar etmişti.
Aranızda hala pazara gidenlerin olduğuna eminim, hatta babamın hala her hafta gittiğini biliyorum.
Maalesef ben bu zevkten çoktandır uzağım. Migros’tan kalitesiz sebze ve meyveler alarak devam ediyorum hayatıma.
Ama çocukluğumda iz bırakan bir Pazar gününü paylaşmak istedim.
Bu benim üçüncü duygusal antikacılık denemem oldu.
Sanırım yaşlanıyorum.

5 yorum:

  1. :))işten yeni geldim,bilgisayarda çalışıyorum hala..şuan beni hiçbirşey eğlendiremez derken yazıyı okudum.Hala gülüyorum.Okuyanlar birde babamı tanıyıp olayı kafalarında canlandırsalar ne kadar başarılı bir yazı olduğunu daha iyi anlarlardı..

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler ezgi:)beğenmene sevindim.

    YanıtlaSil
  3. Bizde Bursa'ya taşındığımızdan beri her cumartesi pazara gidiyoruz, her şey taptaze ve çok lezzetli, marketten sebze, meyve alınmaz kardeşim :))

    Profilim yok o nedenle anonim seçtim :))

    Ebru Yavuzbalkan

    YanıtlaSil
  4. Boşuna yeşil bursa dememisler yani:)

    YanıtlaSil