21 Ara 2010

Rüya

Rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı anlar vardır ya.
Uyanmak istemediğimiz, uyanınca her şeyin biteceğini bildiğimiz,
Sonra rüyada olduğumuzu anladığımız halde devam etmesini istediğimiz,
Oyun kağıdından kale yaparken, bir sonraki kağıtta artık kalenin iyiden iyiye yıkılacağını anladığımız o son kağıttan bir önceki kağıtta yaşadığımız mutluluğa benzer,
Tatilin son günü denizin hep en dalgasız ve berrak olduğu o günde denize en son girdiğimiz anda yaşadığımız hüzne beş kala sevinçleri gibi buruk,
Bayramın birinci günü akşamı, üçüncü ve dördüncü günün hiçbir zaman o ilk günkü neşe ve saadeti taşımayacağını bildiğimiz ama ilk günün sevinç ve coşkusunu hala yaşadığımız o anda,
Yeni aldığımız ayakkabıyı giymek için sabırsızlandığımız ama giydiğimiz anda bir daha eskisi gibi olmayacağını ve süratle kirleneceğini ve tozlanacağını üzülerek düşündüğümüzde,
Uçaktan inerken, koltuğumuzdan kalktığımız anda, artık o uçak için eski bir yolcu olduğumuzu anladığımız ve apronda uçağı bekleyen yeni yolcuları gördüğümüzde uçak ve mürettebatına karşı pişmanlık ve kıskançlıkla bakarak, kendi yolculuğumuzun sonuna geldiğimizi ve aslında gerçek yolculuğu yapanın uçak ve pilotu olduğunu ve millerimizin bu sürekli uçuşa yetmediğini ve hiçbir zaman da yetmeyeceğini idrak ederek o ana kadar gösterdiğimiz çabaya üzüldüğümüzde,
Sevgilerimizin ve dostluklarımızın aslında günden güne azaldığını, insanların sadece kötü günlerimizde yanımızda olduğunu, bunun aslında matah bir şey olmadığını, yasa iştirak etmenin kişiye destekten ve sevgiden değil de, eşlik edene sadece kendini iyi hissetirmesinden ve kendisinin o an daha iyi olduğundan ve kendisinin de bu duruma düşebilecek olmanın verdiği üzüntü ve korkudan kaynaklandığını ve gerçek sevenlerin tam tersine mutlu ve iyi günlerde belli olduğunu geç de olsa anladığımız o günlerden birinde,
Şunu düşünmeye başladım;
En iyi filmden, serinin dördüncü bölümünde sıkılmış iken, hepimiz sonunu bildiğimiz filmde bu kadar içten oynamaya ne kadar da hevesliymişiz meğer.
Rıfat terler içinde kalktı.
Kafiye yanındaydı. Terini siliyor, ona su içirmeye çalışıyor ama hiç konuşmuyordu.
“ Kafiye neden beni bunca sene beklettin” dedi.
“Hadi uyu, bunları düşünmek ve konuşmak için çok vaktimiz olacak” dedi Kafiye.
“Bugün senin gerçek yaşamının ilk günü. Bugüne kadar sen sadece nefes aldın, yemek yedin ve uyudun. Şimdi artık kendini tanıma vaktin geldi. Seninle şimdi bir yürüyüş yapacağız. Sakın korkma gideceğimiz yeri ben çok iyi biliyorum. Her gece mutlaka ziyaret ettiğim bir yer. Sakin ol ve gerçeklerle yüzleşmeye hazır ol” diyerek Rıfat’ı tekrar yatağa yatırdı.
Rıfat gözlerini açtığında ağaçlarla kaplı bir yoldaydı. Kafiye;
“Tut elimi”dedi.


IMAG0093

2 yorum:

  1. hımmm... gün geçtikçe heyecan düzeyi artıyor bu hikayede :) çok ara verme yazılarına, meraklanıyorum.

    YanıtlaSil
  2. Peki:)bundan sonrası hızlı gelişecek gibi Zaten...

    YanıtlaSil