6 Ara 2010

Sabahattin Ali

Sizi bilmem ama ben ne zaman ki kendi devrinde anlaşılamayan bir insan tanıyayım, bir  parça hüzünleniyorum.
Bunu genellikle düşünce akımlarında ve sanatta görüyoruz.
Biri çıkıyor, bir şeyler söylüyor, yazıyor, çiziyor  ve bunun bedelini ya canıyla ödüyor ya da itilip kakılarak ömrünün kalan kısmını fakirlik ve yokluk içinde tamamlıyor.
Bu günümüz için de geçerli. Kendimiz gibi düşünmeyen insanları kolayca eleştiriyoruz ve çoğunluğa dahil olmadıkları için dışlıyoruz.
Fakat bir gün geliyor görüşleri, eserleri dışlanan insan baş tacı ediliyor, adına kitaplar yazılıyor, hayatları film haline getiriliyor.
Bu söylediklerimi sadece düşünce insanları için söylemiyorum. Kendi ülkesinde suçluluğu ispat edilmeden idam edilen ve suçsuz olduğu anlaşıldığından heykeli dikilen bir kadın bile olabilir pekala bu bahsettiğim.
Peki düşünce olarak herkesin önünde olmak, farkındalığı yüksek olmak ve ileriyi görebilmek ve neticede var olanı sorgulamak bir ödül müdür yoksa ceza mıdır? Bu bahşedilmiş bir yetenek midir, daha açık söylemek gerekirse şans mıdır?
Eğer böyle ise bu ödülün karşılığı hayatını mutsuz yaşamak ve anlaşılamamak mıdır.
O zaman bu ödül müdür?
Ya kabullenenler, her öğretileni, her anlatılanı sorgulamadan kabul edenler, onlar daha mutlu değiller midir?
Bu dünyaya bir şeyler bırakarak giden tüm insanlar yaşarken şanssız, öldükten sonra kıymetli olmamışlar mıdır?
Bunları bana yazdıran son dönemlerde kitaplarını okuma şansı bulduğum ve Türk Edebiyatı’nda yeni  bir sayfa açmamı sağlayan Sabahattin Ali’dir.
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine girdiğim Sabahattin Ali dünyası beni içine çoktan aldı ve hatta bırakmıyor.
Hıfzı Topuz’un Sabahattin Ali Romanı’nı okumakla başlayan yolculuğum, Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna duraklarını çoktan geçti de diğer duraklara doğru hızla ilerliyor.
Bu değerli yazar, düşünce adamı maalesef 41 yaşında hayata gözlerini yummuş. Hem de nasıl olduğu bugün bile net  ispat edilemeyen bir şekilde öldürülerek. Hazin detayını öğrenmek isteyenler Hıfzı Topuz’un kitabını okuyabilirler.
Yazarımızın kaderini belirleyen maalesef düşünceleri olmuş. Ve hayatının en verimli dönemine girdiği yaşlarında hayata gözlerini yummuş.
Bayram ertesi pazartesi günü Milliyet’in başlığı şu şekildeydi” Başbakanlık tarafından Türkiye’nin imajı için Hollywood ayarında bir film çekilecek ve bu film için incelenen senaryoların arasında en önde Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna eseri bulunuyor”.
41 yaşında kim vurduya giden bir insan için ne kadar da acı bir kader değil mi.
Eğer siz de bu değerli yazardan kendi adınıza bir özür dilemek isterseniz bence en iyi yolu bir kitabını alıp okumanız.
Bazı insanlar kolayını seçerler ve kendilerini akıp giden nehrin kollarına bırakırlar.
Bazıları ise Sabahattin Ali gibi olurlar, yüzmeye çalışırlar.

4 yorum:

  1. eylemcim - sabahattin ali benim için edip akbayram'ın sesi ile hayat verdiği "aldırma gönül" şiiri ile özdeşleşmişti yakın zamana kadar. sonra sırayla kitaplarını okudum ve aynen yazdıklarını hissettim. hıfzı topuz'un kitabı da sabahattin ali'nin hayatını anlamak için güzel bir kaynak. ellerine sağlık, yazın çok güzel olmuş.

    YanıtlaSil
  2. Ece, beğenmene çok sevindim. Aslında tüm eserleri bittikten sonra daha detaylı bir analiz yazmayı düşünüyorum. Değerli yorumun için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. detaylı analizini de bekliyorum heyecanla. çabuk bitir kitaplarını :)

    YanıtlaSil
  4. merhaba..Sabahattin Ali'yi çok içten anlatmışsınız..
    teşekkür ederim..

    YanıtlaSil