23 Ara 2010

Yol

Rıfat hiç çekinmeden Kafiye’nin elini tuttu.
Meraklı gözlerle olup biteni kavramaya çalışıyordu.
Bazen hiç tanımadığımız insanlar üzerlerimizde beklenmedik etkiler bırakır ve kendilerine o kadar inandırırlar ki söylediklerini yargılamadan yapar halde buluruz kendimizi. İşte kendi durumunu tam da buna benzetiyordu.
Yağmur hafiften çiselemeye başladı. Sonrada hızlandı. Artık sağanak biçiminde yağıyordu.
Islanmak belki de o güne kadar kimseye bu çifte yakıştığı kadar yakışmamıştı. Sırılsıklam olmuşlar ancak bu onların gözlerindeki mutluluğu hiç bozmuyor, adımlarını hızlandırmıyordu. Adeta ikisi de bunun keyfini çıkarıyorlardı.
Rıfat üniversitede okuduğu ve yine çok bunaldığı günlerden birinde Kızılay’da benzer bir yağmura rast gelmiş ve bugünküne benzer bir mutluluğu ancak bu defa yalnız biçimde yaşamıştı.
Ağaçlı yolda yürümeye devam ettiler. Kafiye hiç konuşmuyordu. Sadece arada göz göze geldiklerinde mutlu olduğunu belli eder bir gülümsemeyle “ Bana güven ve yürümeye devam et, sakın korkma, bu yol sevgi yolu” dermişçesine bir bakış atıyordu.
Sonra birden Rıfat aslında yürümediklerini, sadece altlarındaki yolun geriye doğru hareket ettiğini anladı.
Kafiye konuşmaya başladı:
 Kalbine hoş geldin. Az önce seninle uzun bir yol kat ettik. Belki farkında değilsin, bu yol aslında senin yolun ancak sen bunca yıldır bu yolu hiç kullanmadın, kullanamadın. Neden kullanmadığının cevabını kendi içinde aramalısın. Ama şimdi değil, ben yokken. Bu yolun en önemli özelliği, diğer tüm yolların aksine hepimizin içinde aynı şekilde yer alması. Diğer anlamda hayatımız boyunca kat ettiğimiz tüm yollar bize özel, bizim çizdiklerimiz iken, içinde bulunduğumuz yol diğer insanlarla buluşabildiğimiz ve beraber hareket ettiğimiz tek yol.
Kayıtlara göre sen bu yolu en son oniki yaşında annenin öldüğü gün kullanmışsın. Bu da çocukluğuna denk düşüyor. Benim görevim de işte tam burada başlıyor. Bana belirli aralıklarla bir rapor gelir. Bu rapor kalbine giden yolu çoktandır kullanmayan insanların tespitine yönelik. Bir süre seninle bu gezintileri beraber yapacağız. Bu yolu tek başına kullanabildiğini anladığımız anda benim görevim de sona ermiş olacaktır, dedi ve sustu.
Saat çaldı. Rıfat alarmı hızla kapattı ve tekrar uyumaya çalıştı. İş , patron vs. hiçbirşey umurunda değildi. Kahretsin ki en can alıcı yerde uyanıvermişti.
Yatağından kalktı. Yapması gerekeni çok net biliyordu. Alışveriş merkezinin açılmasını bekleyecek ve doğru Kafiye’yi görmeye gidecekti.
Hayatları istediği gibi gitmeyen, ama bu gerçeği kimseyle en başta kendileriyle paylaşmayan, görmezden gelen insanların; bu acı gerçekleri ile yüzleştiklerinde o güne kadar uyuşukluk içinde geçirdikleri günleri, ayları, yılları bir çırpıda unutup, olağanüstü bir istek ve azimle şimdi de her şeyi  hemen bir anda değiştirmeye çalıştıkları zamanlar ki gibi kararlılığa sahip hissediyordu kendisini.
Bu hissiyatı insanlara genellikle karşılarına çıkan davetsiz misafirler verirdi. Bu insanlar daha sonra belki hayatlarımızdan çıkar ancak verdikleri mesajlar kalıcı olurdu.
Zaten hepimiz birbirimize istemeden de olsa bir çok şey öğretmiyor muyduk hayatlarımızda.
Rıfat’ın o dakikalarda bilmediği tek şey ise Kafiye’nin bir daha alışveriş merkezine gelmeyeceğiydi.
Gelmek istese bile.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder