6 Oca 2011

Yaz dostum

Sanırım daha çok ortaokulda bizden kompozisyon hazırlamamız istenirdi.
Burada 3 basit kural vardı.
Birincisi bir konunun olması,
İkincisi giriş, gelişme ve sonuçtan oluşması,
Üçüncüsü ise örneğin en az 250 kelimeden oluşması olurdu.
Günümüze geldiğimde insanların bu kadar çok şey konuşup, bu kadar az şey ifade etmesini ve anlatmasını ben bir şekilde buna bağlıyorum. Ayrıca yine bu  kadar birbiri ile benzer ve eş anlamlı kelimeler kullanmamızın da bir sebebi bu olabilir mi?
Ne kadar çok konuşursak, ne kadar çok kelime kullanırsak o kadar çok kendimizi ifade ediyormuşuz gibimize geliyor. Yeter ki kelime sayısını tutturalım.
İnsanların sevgilerini ifade ederken bile kullandıkları türlü türlü ve ağdalı kelimelere dikkat edin.  Bazı ilkel topluluklarda sevmek kelimesinin karşılığı olmadığını okumuştum. Zira sevmeyi kelimeler ile değil davranışlar ve vücut dili ile ifade edilebilen bir kavram olarak görüyorlarmış.
Benim gibi karşısındakini dinlemekte konsantrasyon güçlüğü yaşan birisini düşünün siz bir de.
İlk gereksiz kelimede, ilk tekrar ifadede internet bağlantısını kaybetmiş bir bilgisayara dönüşüyorum.
Karşımızdaki insanlarda iyi bir tesir bırakmak istiyorsak doğru kelimelerle doğru cümleler kurmayı öğrenmeliyiz.
Belki de yine kendimin de muzdarip olduğu “dinleme güçlüğü” probleminde temelinde bu yatıyor.
Kendi adıma bu problemleri çözmek konusunda ciddi bir adım attığımı düşünüyorum.
Blog yazmak.
İnsan yazarken kelimelerine çok daha fazla dikkat ediyor, onları özenle seçiyor, tekrardan kaçınıyor. İnanın bu insanın konuşmasına ve kendisini ifade etmesine de yansıyor.
Size tavsiyem sadece okumanız değil, aynı zamanda yazmanız.
Siz bunları yapmazsanız,
Fatmagül’ün suçu ne?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder