9 May 2011

Yelkenler Fora

Günlerin günleri, ayların ayları, yılların yılları doğurduğu ve adına hayat denilen bu uzun gibi gözüken ama yukarıdan bakıldığında andan da an olan hayatımın taksimetresinin bir ileri atacağı sabahın, akşamında yazıyorum bu yazımı.
Uygarlığın, ya olduğun gibi ol ya da göründüğün gibi ol evrelerini geçmişte bırakıp, toplumun, dinin ve devletin istediği gibi ol evresinde yaşayan birisi olarak aslına bakarsanız kutladığımız her doğum gününün kendimizden bir sene daha uzaklaşmaya denk geldiğini anlamam uzun yıllar aldı.
70’ler kuşağının ara bir kuşak olduğu hep söylenegelir.
50’ler ve 60’lar kuşağı idealisttir. 68 kuşağı ile büyümüş, herkes için eşit, mutlu ve özgür bir hayat inşa edebileceklerine inanmışlardır. Belki bunu başaramamışlardır ama bunun için kavga etmişlerdir. Bireysel değil toplumsal kaygılar gütmüşlerdir. Bireysel mutluluğun toplumsal mutluluk ile mümkün olduğunu düşünmüşlerdir.
80’ler, özellikle 90’lar ise özgürlüğü toplumsal olarak olmasa da bireysel olarak bulmuşlar ve bu noktadan hareketle hiçbir şey için kavga etmeden onu elde etme lüksüne sahip olacaklarını ve tüm bunlara çok kısa zamanda ulaşabileceklerine sahip bir inançla yetişmişler ve yetişmektedirler. 
70’ler ise arada kalmış ve sıkışmış bir kuşaktır. Ne idealleri olmuş ne de özgürlük talep edebilecekleri veya yaşayabilecekleri bir gençlik dönemi geçirmişlerdir.
Ailelerinin yaşadığı ve kendi çocuklukları boyunca şahit oldukları darbe, terör vs dönemlerinden dolayı daha içine kapanık ve hiyerarşiye hassas, baskıya daha müsamahalı yetişmişlerdir.
“Toplum içinde konuşmama”, “kendisine önerilenden fazlasını istememe” veya hadi daha basit bir örnek verelim “eve babadan önce gelme” gibi alt mesajlarla büyüyen son nesildir 70’liler.
Boşanmaların son dönemde artması belki kadınların gelir dağılımından daha fazla pay almaları ile eş orantılıdır; ancak bunun altında yatan sebeplerin başında evin erkeğine saygı duyan ve kayıtsız şartsız erkek hegemonyasını kabul eden son kadın dönemi belki de 70’lilerin yetiştiği evlerin anneleri olmasıdır. Kendi yetiştiği evdeki evin “annesi” veya “kadınını” gören bu kuşak kendi evliliklerinde aynı modeli görmeyi ummuş, göremediğinde ise hayal kırıklığına uğrayarak bu yeni model karşısında problem yaşamış ve başarısız evlilikler çoğalmıştır.
80’ler ve 90’lılar için evlilik bir ihtimal yapılacak, o da çocuk sahibi olmak için sahip olunacak bir kurumdur. Sevgi dahil her şeyi yaşamak için evliliğe gerek yoktur, zaten hayat da bir artı bir ev gibi olmuştur aslında.
Üç artı bir 70’lerden sonra gittikçe daha az talep edilen bir yaşam tarzı olmuştur artık.
Bu ortada olma durumunun kendinden doğal en büyük armağanı aynı zamanda her iki kuşağa köprü vazifesi olabilme ve hayatta kalma direncinin daha yüksek olmasıdır. 70’liler sushi’de yer, soğan ekmek de.
İşte ben de bir 70’ler kuşağı üyesi olarak geride bıraktıklarımla, kaçırdıklarım arasında orta bir yerde 37 yaşımı bitirecek olmanın duygu ve düşünceleri içindeyim.
Sosyalist düşünüp, liberal yaşıyor, tepkilerimi facebook ve twitter aracılığı ile arkadaşlarımla paylaşıyorum.
Eskiler beni anlamıyor, ben yenileri.
Şimdi yazınca düşündüm de; belki de bu 1750’liler ile 1770’liler arasında da yaşanmıştı.
İşte tam da bu noktada duruyorum ve yeni yaşıma yelken açarken; 1770 yılında İspanyol bir denizcinin, gece herkes uyurken yelkenler fora ilerleyen İspanya Kraliyet gemisinde, benzer şeyleri düşünüp kaleme alma ihtimalinin var olduğunu düşünüyorum.
Hayatların benzer ve basit olması düşüncesi beni rahatlatıyor.
Tayland’dan getirdiğim Buda heykeline göz kırparak yeni yaşıma merhaba diyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder