1 May 2011

Felsefe Yapma!

Okumayı çok fazla sevmeyen güzel ve yalnız ülkemin insanlarının düşünsel bazda derinleşmeye de çok fazla tahammülü yok ki, herhangi bir konuyu azıcık da olsa didikleyen veya soru işaretlerini konuşmaya başlayan hemşerilerine “felsefe yapma” diyebiliyor.
Siyaseti, tarihi ve kültürü “prime time” da yayınlanan 3.5 saatlik dizilerle öğrenen halkımız, karşısındakinin bir konuda üç beş cümleden fazlasını sarf etmesine dayanamıyor ve tepkisini gayet açık biçimde ortaya koyarak televizyon izleyeceği uzun saatlerden kimsenin çalmasına izin vermiyor.
Günümüzde bir ülkeyi tank, top ve uçak olmaksızın boyunduruk altına almayı sağlayan televizyonu maalesef en çok seyreden ülkelerden biriyiz.
Ben şimdi sizlere televizyon izlemekten çalacağınız birkaç saatte size hoş vakit geçirebilecek kitapları olan bir yazardan bahsetmek istiyorum.
Alain De Botton.
Benim kendisiyle tanışmam 4-5 yıl öncesine dayanıyor.  Yanılmıyorsam, o zaman Türkiye’de ilk yayınlanmış kitabı olan “Felsefenin Tesellisi”ni okumuştum.
Bu kitap çok eski filozofların hayata bakış açılarından ve yaşayış tarzlarından yola çıkarak hayatı daha pozitif daha doğrusu nötr algılamamı sağlamıştı. Aldığım en net mesaj hayatın mutlu etmek üzerine kurulmuş bir süreç olmadığını kabullenmenin yaşanılan zorluklar ve mutsuzluklar karşısında sizi daha güçlü ve yaşadıklarınızı normal algılamanızı sağlayacağıydı. Diğer bir deyişle işler yolunda gitmediğinde “Allah’ım neden bu benim başıma geldi” demek yerine bu olanın gayet normal ve olası olduğunu düşünmenin birey üzerinde yarattığı sakinliğin olumlu etkisiydi.
Bu kitabın ardından yazarın “Statü Endişesi”, “Seyahat Sanatı”, “Havaalanında Bir Hafta” ve “Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı” isimli kitaplarını okudum. Şu anda elimde de “Mutluluğun Mimarisi” kitabı var.
Yazarın en büyük özelliği kitaplarında önsözlerde belirtildiği üzere felsefe ile gündelik yaşam arasında kurduğu bağlantılardan yol çıkarak çoğu kez bildiğimiz ama eşleştirme yapamadığımız bazı gerçekleri bize felsefe yoluyla göstermesi denebilir.
Aslında benim açımdan yazarın kitapları “Felsefeye Giriş” dersi vazifesi de gördü. Zira kitaplardan yola çıkarak birçok filozof ve onların bana yakın gelen yönlerini keşfettim.
Aşağıda okuyacağınız bölüm yazarın Statü Endişesi isimli kitabının, bir bölümünde atıfta bulunduğu Jean Jacques Rousseau’nun “İnsanlar arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine Konuşma” adlı eserinden alınmış kısımdır:
“Rousseau, dünya tarihini barbarlıkla başlayıp, büyük ilerlemeler kaydederek Avrupa’nın iş merkezlerine ve şehirlerine varmış bir tarih olarak okumuyordu. Bunun yerine, dünya tarihinin saygın bir devletle başladığını, o zamanlar insanlığın gerçek ihtiyaçlarını dile getirme fırsatı olduğunu; ancak son gelinen noktada karakterlerimizle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir takım yaşamlara hasetle bakan kıskanç insanlar olup çıktığımızı öne sürüyordu. Rouesseau’ya göre teknolojinin geri bir safhada olduğu, insanların ormanda yaşadıkları, mağazalarda alış veriş yapmadıkları ve gazete okumadıkları dönemlerde önemli bir fırsatı vardı insanlığın: kendini dinleyebiliyor, bu yüzden tatminkar bir yaşamın en temel gereklerini karşılama şansını elinde tutuyordu. Tatminkar bir yaşamın en temel gerekleriyse Rousseau’ya göre aile sevgisi, doğaya saygı, evrenin güzelliği karşısında hayranlık, başkalarına duyulan merak, müzik zevki ve basit eğlencelerden alınan hazdı. İşte ticari “medeniyet” yüzünden yoksun kaldığımız insanlık durumu böylesi bir durumdu ve bizler son geldiğimiz noktada bolluk içinde yüzerken kıskançlıkla ve türlü acılarla kıvranıp duruyorduk.”
Yazarın büyük yazarlar ve filozoflar arasında yaptığı bu yolculuklardan kendi hissenize mutlaka pay çıkaracağınıza eminim.

1 yorum:

  1. çok doğru.. aslına gereklilik olmayan hatta lüksün allahı olan bir çok şeyi ihtiyaçmış gibi o kadar benimsemişiz ki..ayrıntılarla uğraşmaktan ana fikri kaçırıyoruz.Dünyanın bir yerlerinde yanında yöresinde biriktirdiği benim diyebileceği çok daha az şeyi olup çok daha mutlu olan bunu becerebilen insanlar var.

    YanıtlaSil