30 Tem 2011

Zorba

Okuduğum her kitabı önermem aslında.
Bazen gerek görmem, bazen de biraz kıskançlıktan kendi keşfettiğim bir yazar ise bilerek kimselere söylemem.
Ancak “Zorba” bu iki kategoriye de dahil olmadı. İlk sayfasından son sayfasına kadar beni içine aldı, ve bugün son sayfasını da okuyup bitirmeme rağmen beni hala serbest bırakmadı.
Kitabı kapattığımda hala içinde kaldığımı anladım. Kitaptan kendime yani gözlerime bakıyordum. Suratımdan bir anlam, gözlerimden bir mimik yakalamaya çalıştım.
Beni içine bu denli hapseden romanı da sizler ile paylaşma zorunluluğunu içimde hissettim.
Kazancakis’in “Zorba” romanından bahsediyorum.
İnsanoğlunun binlerce yıldır hem kendisine, hem çevresine sorduğu soruların çoğunun, belki de en merak edilenlerinin hiç değişmediğini, her çağda aynı kaldığını görmek teselli edici olduğu kadar, hala cevaplanamayışını, belki de hiçbir zaman cevaplanamayacağını anlamak adına biraz da umut kırıcı oldu. Bunları yeni mi anladın diye sorabilirsiniz. Gerçekler bazen öyle kelimelerle öyle derinden hücum ederler ki, kalbinize, beyninize, zaten bildiğiniz gerçekler sizi yeni öğrenmişsiniz gibi sarsarlar.
Roman, Girit Adası’nda geçiyor. 3-4 yy atalarımızın da egemen olduğu bu toprakların asıl sahiplerinin köy hayatını, bizden nasıl etkilendiklerini görmek bile kitabı cazip kılmaya yetti diyebilirim.
Kitabın önsözünün giriş cümlelerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki bu birkaç cümle dahi sizi kitabın kapağını kaldırmanıza yetebilir.
“Hayatımda bana en çok iyiliği dokunan şeyler, gezilerle düşler olmuştur. Ölü ya da diri insanlardan, savaşmamda bana yardım edenler çok azdır. Ama ruhumda en çok iz bırakan insanları saptamak isteseydim, herhalde üç-dört ad sayabilirdim: Homeros, Buddha, Nietzche ve Zorba.”
Beni kitap ile tanıştıran Nietzche’nin Kazancakis’teki izleriydi.
Ama bu takipten zararlı çıkmadığımı, tam tersi zenginleştiğimi kelimelerimden anlamış olmalısınız.
Yazarın sorusu bence şu;
Mutluluk sadece delilik ile mümkün olabilir mi?
Akıl ve ürettiği düşünceler bağımsızlığa izin veriyor mu? Sizi özgür kılıyorlar mı?
Yoksa sizleri hapsetmenin yolu akıldan mı geçiyor?
 Eğer aklınızı kendinizin inşa etmediğini düşünürsek, sorumuzun cevabı tereddütsüz “evet” olmaz mı?
Şarap ve zeytinyağı eşliğinde Girit’in sahilleri boyunca Zorba’ya mutlaka eşlik etmenizi öneririm.
Çok yaşa bunak ve deli Zorba…

2 yorum:

  1. Bana kalırsa Zorba ne bunaktı ne deli. Zaman zaman pragmatist olduğunu bile söyleyebilirim :)
    Bence o sıradan bir Akdeniz köylüsüydü. Tek farkı kocaman bir yüreği vardı ve yaşamayı ciddiye alıyordu. Yaşamayı seviyordu, ve kendiyle ilgili pek çok şeyi de o yaşına kadar biriktirdiği tecrübelerine borçluydu. Her türlü insani zaafı olan, sürekli iyi ile kötünün arasında kalan sıradan bir insan işte. Hayatın kendisi gibi birşey bu.

    Bu arada çok ilgisiz bir şey olacak ama benim masa üstümde de bambular var(yaklaşık 2 yıldır hiç değişmedi) şu an kendimi evimde gibi hissediyorum ^x^

    YanıtlaSil
  2. Kendini evinde hissetmene sevindim...zorba birkaç defa okunamayi hakediyor bence:))

    YanıtlaSil