15 Ağu 2011

Takla Antolojisi- Volume 1

Yer İzmir. Sene 2001.
Terminale gitmek üzere Üçkuyular’dan Kamil Koç servisine bindim.
4 veya 5 kişiyiz. Servis hareket etti.
Poligon, Nokta derken Üçyol’a geldiğimiz sırada, birden serviste bulunan 45 yaşlarında bir adam, “eyvah bavulumu yazıhanede unuttum” diye bağırarak servisi durdurdu ve hızla aşağıya indi.
Bir yolcunun başına gelebilecek kötü hadiselerden biri olması sebebiyle iç geçirdiğim o dakika içinde, arkada oturan bir kişi, “ Ben bu adamı tanıyorum, hep aynı numarayı yaparak, otobüs parası vermeden servisleri kullanıyor”dedi. 
Aklımda kalan en samimi, en sıcak taklalardan birisidir bu takla.

Yer İstanbul. Sene 2005.
Otuzu aşıp, otuzbire gelmenin psikolojisi ve şube faksına gelen  indirimli check-up reklamının büyüsüne kapılmam sonucu kendimi bir anda Okmeydanı’nda bir sağlık merkezinde buldum.
Tüm testleri yaptırdım.
Sıra testleri doktora göstermeye geldi. Biraz bekledikten sonra içeri girdim.
Yine 45 yaşlarında ( sanırım takla atmayı gerektiren hayat tecrübesi bu yaşlarda belirginleşiyor.) bir doktor abimiz ,film, test sonucu her neyse hepsine tek tek bakmaya başladı. Her check-up yaptıran kişi gibi ben de doktorun gözlerinin içine hem de en derinlerine negatif bir mimik bulmak adına bakıyorum.
Her şey çok iyi dedi. Şeker, kalp, tansiyon, hiç sorun yok.
Prostat da gayet iyi dedi en sonlara doğru. Demek ki domates yiyoruz tarzında bir şeyler ekledi ve, “naçizane ben de memleketim Mersin’den prostata iyi gelen bu otlardan getirdim, tavsiye ederim, sadece yirmi lira” dedi.
O an doktorun hemen arkasında, duvarda asılı duran Hipokrat resmi ile göz göze geldim. İnanır mısınız bilmem ama, koskoca Hipokrat gözlerini benden kaçırdı, yüzü kızardı. Bu da doktor taklasıydı dostlar.    
Yer İzmir. Sene 2001.
Müfettişim. Uşak’ın Banaz ilçesine gideceğim.
Terminalde beklemeye başladım.
Gelen geçene bakıyorum. Yalnız bir gariplik var. Otobüsün kalkmasına birkaç dakika kalmasına rağmen otobüs hala gelmedi.
Saat 1. Otobüs hala yok ve hareket saati geldi.
Tam o sırada genç bir çocuk geldi, ve “İzmir Seyahat yolcusu var mı?” şeklinde seslendi.
Ben de, “Ben varım” dedim. Gel o zaman dedi ve beni alıp başka bir otobüse bindirdi.
Bir otobüse en son binmenin ve aslında başka bir otobüse ait olduğunun diğer tüm, o otobüse ilk binenler tarafından bilinmesi nasıl bir duygudur, bilir misiniz dostlar?
En çok nefret eden de, seyahati iki kişilik koltukta tek başına yapacağı neredeyse kesinleşmiş olan ve son anda, son saniyede beni yanında bulan o amcadır.
Ve sonradan öğrendiğim kadarıyla, benim bilet aldığım otobüs aslında yoktur ve bilet satılan tek yolcuda benimdir.
Bu da seyahat acentesi taklası olarak mazimdeki yerini almıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder