9 Eyl 2011

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

Vietnam seyahatimde, katıldığım turlardan birinde, ki bu tur Vietkong’ların Amerikan askerlerini yanıltmak ve varolabilmek adına inşa ettikleri Chu Chi Tünelleri turuydu, tur tehberi tek tek nerelerden geldiğimizi sormuştu. Otobüsümüzde bir çok milletten vatandaş vardı ve iki de Amerikalı vardı.
Tur sırasında rehber savaşa ait birkaç bilgiyi Amerikalılarla hafif dalga geçercesine anlattığında, içimden Amerikalıların bu kadar yer varken , neden Vietnam’a geldiklerini biraz müstehzi biçimde sorgulamıştım. Neticede istila etmeye çalıştıkları ve bunu çok kötü biçimde başaramadıkları bir yerdi.
Hepinizin çok iyi bildiği üzere yaşam denen süreç, her kötülediğimiz, tukaka gördüğümüz süreci çok hızlı bir şekilde bumerang gibi bize çevirebiliyor. Bu anlamda rövanşı mutlaka en kısa zamanda ve net şekilde bize yaşatıyor. Buna rağmen hiçbirimiz başkalarının hayatları ile ilgili gereksiz saptamalarda bulunma illetinden bir türlü kurtulamıyoruz… Bu acaba ekonomideki tam rekabet piyasası gibi hiçbir zaman mümkün olamayacak bir şey mi ki? Keşke öyle olmasa…
Uzun lafın kısası Amerikalılara gülen Eylem, bu yaz tatilini geçirmek üzere Yunanistan’ın Rodos Ada’sına gitti.
Hem de yaklaşık 300 sene atalarının hüküm sürdüğü, sonra kaybettiği ve ülkesinin bir saat yakınında bulunan bir adaya…
İnsanoğlu gezdikçe, gördükçe, yaşadıkça, olgunlaşıyor, tarihini de, yaşadığı devri de daha iyi algılamaya başlıyor…
Anlıyor ki;
Bütün insanlar, rengi,ırkı, dili ne olursa olsun, aslında aynı şeylere mutlu oluyor, aynı şeylere üzülüyor, aynı şeylere kaygılanıyor.
Hiçbiri diğerinden iyi veya kötü değil.
Bir zaman Mısırlılar, bir zaman Romalılar, bir zaman Türkler, bir zaman İngilizler, Bir zaman Japonlar, bir zaman Almanlar, bir zaman Amerikalılar…
Sırayla, dönemine uygun bir askeri otoriteyle…
Almanları domuz, İtalyanları tilki, Yunanları bilmem ne gösteren tekerlemeler ile büyütülen, “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” deyişiyle yetiştirilen, bütün komşularını potansiyel bir düşman gözü ile gören bir politika eşliğinde olgunlaşan bir milletin çocuklarının, bizi AB’ye almıyorlar diye tepki gösterebilmesi, ne kadar da ironik değil mi…  
Kendi coğrafyamı ve insanımı eleştirmeyi çok kolaycı ve sevimsiz bulmama rağmen, milletçe pek empati kuramadığımızı itiraf etmek isterim…Nasıl olsa biz bizeyiz…
Rodos yazmak için oturduğum masadan, bir anda nerelere vardım…
İşin açıkçası ben yurtdışına gitmeyi, işte bu yüzden, tam da bu hissettiklerimi kavrayabilme şansı verdiği için seviyorum...
Eğer, Eylem, ben senin bu düşündüklerini, evde Feriha’yı seyrederken de düşünebiliyorum diyorsanız, ne mutlu size…Allah’ın sevdiği kulusunuz demek ki…Ben o kadar zeki değilim…Ben ancak görünce algılayabiliyorum…
Neyse,
Uzun lafın kısası,
Yaşasın halkların kardeşliği…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder