25 Eki 2011

Paris'te Gece Yarısı

midnight+in+paris_m

Woody Allen, Hollywood’un klişe senaryolarından ve Amerikan seyircisinden o kadar sıkılmış ki, Avrupa şehirlerinde film yapma serisini Paris’te sürdürmekle kalmıyor, filmimizin baş karakterinde bu hissettiklerini ete ve kemiğe büründürüyor.

Gil (Owen Wilson) ve Inez ( Rachel McAdams) evllilik öncesi son nişanlılık günlerini Paris’te geçiren bir çifttir. Çiftimize, Inez’in gösterişe meraklı ve Gil ile taban tabana zıt ailesi de eşlik etmektedir. Hikayenin sonunda Gil , Inez ile de Hint yemekleri, hatta pita dışında bir ortak yanı olmadığını görecektir ki, bu da zaten filmimizin konusu sayılabilir.

Yazarlık hayalleri kuran ve gayet iyi kazandığı Hollywood filmlerine senaryo yazmak olan işini bırakarak Paris’e yerleşmeyi düşünen Gil’e nişanlısı ve ailesi şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Konuya bir de Inez’in eski sevgilisi bir Profesör ve eşi de dahil olunca, Gil kendisini Paris’in sokaklarında bu kez fiziki olarak da yalnız bulur.

Ve bu sokaklar onu, 1900’lerin Paris’ine, arkadaşları Ernest Hemingway, F.S.Fitzgerald , Salvador Dali ve Pablo Picasso ile birlikte partilere katılmasına kadar götürecektir. Bu yolculuklar bir süre sonra gerçek ile hayalin birbirine girdiği ve hayalin gerçeği etkilediği bir noktaya kadar varacaktır. Gil, her gece sürrealizmden realizme yumuşak geçişler yapacak ve en sonunda kendi gerçekleri ile yüzleşecektir.

Yaşadığı bu yolculuklar bize, insan hallerinin, hiçbir zaman değişmediğini ve geçmişe özlemin her çağda mevcut olduğunu gösteriyor.

Paris’te Gece Yarısı, insanoğlunun yalnızlaştıkça, çareyi geçmişte, bunu da en çok sanat aracılığıyla bulduğunu anlatıyor.

Gil’in hikayesi aslında bana geçtiğimiz günlerde hayata veda eden Steve Jobs’un üniversite mezunlarına yaptığı konuşma sırasında, sadece beni değil, milyonlarca insanı etkileyen ve ilham veren, kendisine sorduğu ,“yarın öleceğimi bilsem, yine bu işi yapar mıydım” sorusuna “hayır” cevabı vererek işinden ayrılmasını hatırlattı. Gil de sıkışmış hayatında, aslında bir çok insan gibi, hayatıyla ilgili memnun olmadığı gerçeklerle yüzleşme konusunda çatışmalar yaşayan biri. Gil’in, nişanlısı, nişanlısının ailesi ve genel olarak toplum ve değer yargıları ile ilgili yaşadığı çatışma, kendisini film boyunca güçlü bir şekilde hissettiriyor.

Gil’i kendisine getiren ise Paris ve edebiyat oluyor.

Woody Allen hem yazıp, hem de yönettiği Paris’te Gece Yarısı ile, artık yönetmenlikten filozofluğa adım atarak, benzerlerinden bir adım öne geçmişe benziyor.

Paris’te Gece Yarısı, IMDB’den aldığı 8 notunu hiçte boşuna almadığını her karesiyle ispat ediyor.

Bunu da her izleyeni kendi gerçekleri ile yüz yüze bırakarak gerçekleştiriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder