15 Eki 2011

Tükendi Nakdi Ömrüm

Tüketmek.
Tüketim.
Tükettim.
Tükendim.
Tükürdüm.
Tükenmez kalem.
Tükendi nakdi ömrüm, dilde sermayem bir ah kaldı.
Her gün ömrümüzün geri kalanından bir gün daha tüketiyoruz.
Yani 24 saat.
Yalnız, ömrümüzden 24 saati tüketmemiz kimseyi ilgilendirmiyor.
Her kimseyi ilgilendiren, bu 24 saatte bize en fazla ne kadar tükettirebilecekleri.
Endüstri, sanayi, hizmet, eğlence; tüm sektörler insanoğluna bu 24 saat içinde bir fazla ne tükettirebilirimin hesabı içinde.
Gündüz Vassaf’ın kitabında okuduktan sonra kafamda bir şimşek çaktı. Gerçekten de son yıllarda bebekler ve çocuklara yönelik büyük bir yüceltme kampanyası var. Çocuklar ve bebekler daha önce hiç olmadıkları kadar gündemdeler.
Peki yaşlılar. Yaşlılar gittikçe gözden düşmeye başladılar. Neden?
Genç değiller, insanlara bir gün yaşlanacaklarını hatırlatıyorlar, görüntüleri gittikçe değişiyor, daha yavaş hareket ediyorlar vs…
Yok yok. Asıl neden bu değil.
İnsanlar yaşlandıkça tüketim eğilimleri azalıyor. Hem, tüketmenin sonu olmadığını anlıyorlar, hem de bu yönde bir itici şevkleri kalmıyor.
O halde neden çocuklar ve bebekler bu kadar gündemdeler? Çünkü onlar tam bir tüketici potansiyeliler. Anne ve babalar çocuklarını son marka giysiler ile giydirmek için yarışıyorlar. Eskiden ilkokul birinci sınıfta alınıp, beşinci sınıfa kadar giyilen önlükler kalmadı. Artık bir çocuk modası var. Gazetelerde dünyanın en iyi giyinen çocuklarının listeleri yayınlanıyor her gün. Sadece ünlüleri değil, onları çocuklarını da takip etmeye başladık.
Yaşlanmaya başlayan insanların tüketim eğilimlerini canlı tutmak için artık o kadar farklı “tükettirme saldırıları” düzenleniyor ki…
Yaşlılığı engelleyici kozmetik maddeleri, aşırı ittirilen spor yapma kültürü…( ki bu kültür adına, bir spor merkezine binlerce dolara üye olup, son moda spor malzemeleri satın alarak en fazla üç defa spora giden, ve bir daha gitmeyen yığınlar…)
İlaç sanayisi, kanseri önleyecek ilaçları bulmaktan çok, yaşlılığı geciktirmeye uğraşıyor.
“Tükettirme saldırıları”  duygusal hayatlarımıza da girdi.
İlişkilerin ömrü azaldı. Endüstri, ya hemen evlenerek tüket, ya da çok kişiyle beraber olarak tüketim eğilimini canlı tutturma mesajları veriyor tüm insanlara.
Bazen kendimi bir bilim kurgu filmdeymiş gibi hissediyorum.
Sanki hepimiz, tükettikçe şarj olan, ama bu şarjın bitmemesi ve hayatımızın devam etmesi için sürekli tüketmemiz gereken bir çağda yaşıyoruz.
Etrafımız birbirinin enerjisini, ilgisini, sevgisini, beğenisini tüketmek amacıyla dolaşan “ilgi vampirleri” ile dolu sanki.
Size sessizce, en güzel yüzü ile yaklaşan, sizden istediğini alan, şarjını dolduran ve işi bittiğinde sizi bir köşeye atan garip mahlukatlar türedi çevremizde.
Artık çiçeklere sadece arılar konuyor. Onların amacı da sizden aldıkları ile bal yapabilmek.
Doğanın tüm güzelliğini sunan, bir epik tiyatro sahnesinde görebileceğimiz, çiçeklerin üzerinde dolaşan rengarenk kelebekler dönemi kapandı.
Gökyüzü karanlık. Güneş çoktan battı.
Tek yapmanız gereken tüketmek.
Ya siz tüketin, ya da tüketilin.
Cehennem Övgü’den bir tespit ile yazımı sonlandırmak istiyorum.
“Ortalama bir Amerika’lının süpermarkette bir saat içinde yaptığı seçim sayısı, yine ortalama bir Asya’lı köylünün hayatı boyunca yaptığı seçim sayısından fazdır muhtemelen.”
Tüketmek de, neyi tüketeceğimizle ilgili bir seçim değil mi?
Daha az seçim,
Daha az tüketim,
Daha az master card, daha az visa,
Olan,
Özgür ve berrak bir dünya hayaliyle.

2 yorum:

  1. babası küfreden bir çocuğun aynı şekilde etmesi, yalan söyleyenin söylemesi, alış verişe giderken liste yapan annenin çocuğunun da daha sonra kendisi için liste yapması beklenir...

    YanıtlaSil
  2. Tüketim alışkanlığı da aileden mi geliyor sence?

    YanıtlaSil