9 Kas 2011

10 Kasım

Geçen gün bir arabanın arkasında, “Atam izindeyiz” yazısı gördüm.
İlginç olan, en azından benim açımdan bir ilkti, resim alışageldiğimiz üzere Atatürk’e ait değil, Fatih Sultan Mehmet’e aitti.
Toplumun, kamplara ayrılmak için her fırsatı bu ölçüde değerlendirdiği başkaca bir millet var mıdır acaba?
Eğer özgürlükten bahsediyorsak, isteyen istediğinin izinden gidebilir, sanırım  mutabıkız.
Hala Hitler’i rol-model alan ve onun yaptıklarını ellerine fırsat geçse yapmaya hazır, milyonlarca insanın olduğunu düşünürsek, kimin, kimin izinden gideceğine müdahale etme şansımız yok.
Öyle veya böyle, insanların Atatürk konusunda yüzde yüz mutabakat sağlamasını beklemek fazlasıyla hayalci değil midir?
Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında, Cumhuriyet’in kuruluşu ve sonrasında, ve de devrimler süresince sizce yüzde yüz mutabakat sağlamış mıdır? Veya bu zorunluluğu hissetmiş midir?
Pek sanmıyorum…
Sıradışı insanlar, dahiler, zamanının ötesinde bir zihne sahip insanlar, herkesi memnun etme kaygısı taşımazlar. Böyle bir kaygıları yoktur.
Doğru bildikleri bir yol vardır. Ve o yolda ilerlerler.
Belki iddialı olacak ancak ben 1923 yılında bir seçim olsa, Mustafa Kemal’in yüzde yüz oy almayacağına eminim. Hatta bu seçim, halifeliğin kaldırılması ve giyime ve dile yönelik bazı devrimlerin hemen arkasından yapılsa, yüzde elli bir çoğunluğu güçlükle yakalayabileceği bile düşünülebilir.
Demem odur ki; yazının başında bahsettiğim resmi, ilk gördüğüm anla, düşündükten sonra ki hislerim tamamen farklı oldu.
İlk başta tepki ile yaklaştım, sonrasında ise bu yazdıklarımı hissettim.
Bir insan kendi çağında anlaşılamayacağı gibi, yüz sene sonra da anlaşılamayabilir.
Mesele, kendinizi O’nu iyi anlayan şanslılardan biri olarak hissediyorsanız, üzerine ne koyduğunuz ile ilgilidir.
İçinde yaşadığımız coğrafyanın, Norveç veya İsveç’ten farklı olduğunu iyi anlamak gerekir.
Bu ülke insanı, kendisiyle beraber markette sıra bekleyen lideri değil, her zaman önünden olan, kendisini trafikte bekleten, güçlü liderleri sever.
Bu demokrasi anlayışı veya çağdaş olmamak ile ilgili değil, Türk olmak, Müslüman olmak ve Anadolu’da yaşamak ile yakından ilgilidir.
Atatürk bu dinamiklerin hepsini çok iyi biliyordu.
Sadece çok iyi bir asker değil, aynı zamanda mükemmel bir siyasetçiydi…
Belki de, bu coğrafyaya biçtiği demokrasi elbisesi, birkaç beden büyüktü, ancak O, ondan sonra gelenlerin bu denli bir gelişim sağlayacağına inandı.
Ama inandığı gerçekleşmedi.
Hani dedesinden elli yıl boyunca yetecek bir miras kalmış bir genç gibi, Atatürk’ü, O’nun ilke ve devrimlerini yedikte yedik… Sömürdük de sömürdük.
Gelinen noktada, hem O’nu yıprattık, hem doğrularını…
Şansımıza, o kadar güçlü bir mirastı ki, hala bitmedi… Ama bitmek üzere…
Sanki bir an, ortaya çıkacak, ve tüm izinde olanlara,
“ Çok teşekkür ederim, beni bu kadar sevmeniz, beni inanılmaz mutlu ediyor… Ama ne olur artık, beni bırakın da yeni şeyler söyleyin ve değişin…”
Hatta, her zaman olduğu gibi, milletini motive etmek amacı ile şöyle de  diyebilirdi;
“ Yes u can…”
Atam,
Bize kazandırdığın her şey için çok teşekkürler… Ruhun Şad olsun…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder