16 Kas 2011

Hesap Kesim Tarihi

İstanbul’a 2004 yılında geldim.
Ömrünün çoğunu Anadolu’da geçirmiş, keza Anadolu’da çalışmış 30 yaşında bir insan olarak, her ne kadar İzmir ve Ankara’da yaşamışsam da, bir “köyden indim şehre modeli” oluyor ister istemez.
Her neyse, takip eden 2005 yılının yazında, o zamanki ev arkadaşım Doğan ile Reina’nın açılışına gittik.
Süper giyinip, koruma duvarını aştığımızda, karşımızda inanılmaz Boğaz manzarası eşliğinde harika bir müzik ve ortam bulduk.
Doğan, içki almaya gitti. İçkileri almak için, ne kadar diyerek sorduğunda cevap bizi biraz daha mest etmişti;
“Bu gece para konuşmak istemiyoruz.”
Gece, muhteşem geçti. Ayrılmadan az önce, Doğan’a:
“Oğlum Doğan, iyi ki geldik şu İstanbul’a, baksana ne kadar güzel bir hayat var.” Dedim.
O’da onayladı.
Eve gelip yattık.
Uyandık.
Giyindim.
Arabamın yanına gittim, Arabamın yan iki camı tuzla buz olmuştu. Dikkatinizi çekerim, kelebek camı değil, yan iki camı! Evde yer olmaması nedeni ile, arabaya koyduğum tüm ayakkabılarımda çalınmıştı üstelik.
İşte o zaman anladım ki, bu İstanbul’un bir eşitleme mekanizması var. Sizi mutlu ederse, çok geçmeden faturasını kesiyor.
Şimdi düşünüyorum da, bu aslında İstanbul’a has bir şey değil. Hayatın ta kendisi de böyle.
Ve duygular.
Hayat size bir duyguyu ne kadar derinden yaşatıyorsa, bana kalırsa bu tam tersi için de aynı mesafeyi yaratıyor.
Ne kadar derinden seversen, o kadar nefret edebiliyorsun.
Ne kadar susarsan, o kadar boğuluyorsun.
Zenginleştikçe, fakirleşiyorsun.
Sanırım, hayatın da bir T cetveli var.
Ve siz öldüğünüzde, borç ve alacak birbirini götürüyor.
Diğer bir deyiş ile, hesap kapanıyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder