20 Kas 2011

Kaç artı bir?

Her birimizin kendimizi bu kadar özel ve farklı hissetmesine rağmen, aslında yok birbirimizden farkımız dedirten, tecrübeler yaşadım, yazı yazmaya başladıktan sonra.
Çocukluk anılarım, yılbaşı geceleri, Pazar günü olan banyo günleri, baba ile pazara gitme ve son olarak da yaz tatili ile ilgili yazılarımın ardından aldığım tepkiler, ne kadar da birbirimizin kopyası hayatlar yaşadığımızın kendi açımdan ispatı olduğunu itiraf edebilirim.
Çocukluktan beri, komşumuzda, veya arkadaşlarımızın evlerinde neler olup bittiği bizim açımızdan “Define Adası” tarzı hikayeler kadar merak konusu olmuştur. Elbette bu meraklar, bugün bile güncelliğini korumaya devam ediyor.
Örnek vermek gerekirse, yeni ziyaret ettiğimiz bir evde, ev sahibinin, banyosundan, yatak odasına kadar tüm evini, konuklarına göstermesi ritüeli, belki de “bak ben sana evimi gösteriyorum, yalnız size geldiğimizde mutlaka ben de evini gezeceğim” tarzında, karşılıklı merakların giderilmesine yönelikr gizli bir anlaşma olabilir mi sizce?
İnsanların, normalde, namahrem olarak gördükleri yatak odası ve banyolarını, misafirlerine göstermelerini, ben başka bir mantıkla açıklayamıyorum.
İnsanoğlunun eşyaya verdiği önemi, beslemeye yönelik bir alışkanlık da olabilir gerçi bu hareketler… Komşuda, arkadaşta olan bir fazla veya bir yeni ürünün kendi evinde olmamasına yönelik bir iç hesaplaşma, ev sahibi açısından da misafirine karşı 1-0 öne geçmenin coşkusu birleştiğinde, doyumsuz duygu alışverişleri yaşanır, işte bu ziyaretlerde…
Birbirlerinin gözlerinin içine bakarak, “çok beğendim, harika olmuş” diyen insanların, kapı kapandığı anda eleştiriye başlamaları, olsa olsa, ya kıskançlıktan ya da beğenisizlikten kaynaklanan ikinci kanalların devreye girmesi sonucunu doğurur…
Neticede insanların üç temel dürtüsünden yola çıkılarak inşa edilen evlerin; villasından, dairesine, kulübesinden, gecekondusuna kadar her seviyesinde yapılan şeyler;  yeme-içme, seks yapma ve soğuktan korunarak uyuma olarak basite indirgense de, insanoğlunun kendisini her daim olduğu gibi farklı konumlamasına yardımcı olur, işte tüm bu “şeyler.
Ve bizler de, hep karşı tarafta bir farklılık arar ve hayallerimizi, kendimizde olmayanı, işte hep bu karşı kutucuklarda ararız.
Çok kazananların, daha pahalı kutucuk almalarının sebebi, onların o kutucuklarda daha şaşalı şeyler yapacak olmalarını değil, sadece bir kutucuğa harcayacak daha fazla paralarının olduğunun göstergesi.
Eşyalardan yola çıkarak, mutluluğu arayan insanların, yakalayacağı şey daha fazla mutluluk değil, sadece daha fazla hayal kırıklığıdır.
Henry David Thoreau’nun söyediği gibi;
“İnsan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder