31 Ara 2011

İyi seneler

Dünyamız, güneşin etrafındaki bir turunu daha tamamlamak üzere.

Hayal kırıklığı ile biten her aşkının arkasından tanıştığı her yeni kişiye aynı ihtirasla bağlanan ve aynı hayalleri kuran bir genç kız gibi yaşayan insanoğlu, yeni yıllardan hep çok büyük armağanlar bekler.

2011 yılının bu son gününde, ben de yaşadığım yılın bir muhasebesini yazmak isteğiyle oturdum bilgisayarımın başına.

İlk hissettiğim, ilerleyen yaşımla birlikte beklentilerimin önceki yıllara göre farklılaştığı ve renk değiştirdiği oldu.

Yeni yıldan beklentim, 2011 kadar sağlıklı, başarılı ve mutlu olabilmek. Bu seneki kadar gezebilmek.

Hatta, tam tersi biçimde, isteklerimden, yaşadıklarımda küçülebilmek en büyük dileğim.

Schopenhauer’ın kişiliğimizi yönettiğini vurguladığı “isteme” konusunda daha az talepkar olabileceğim bir yıl diliyorum. Umarım yeni yılda , daha çok ben olabilmek adına, daha az isterim. İstenç değil, ruhum yönetir beni. Bunun 2012 yılında, birden olamayacağının farkındayım. Bu konuda gelişim kaydetmek, benim açımdan yeterli olacaktır.

Peki, 2011 yılında hayatımda neler değişti?

Ø  Hayatımda ilk defa tek başıma, plansız ve programsız bir seyahat gerçekleştirdim. 9 gün boyunca, tek kelime Türkçe konuşmadım, kim ne der diye düşünmedim, kimse beni yönlendirmedi, daha önce hiç yapmadığım onlarca şey yaptım. 37 yıllık hayatımın en özgür ve kaygısız dokuz günü olduğunu söyleyebilirim.

Ø  2011’de ilk defa, insanlar ile ömrüm boyunca dost kalamayabileceğimi öğrendim. Daha önce aynı anne baba gibi, dostlarım ve arkadaşlarım ile de, ölene kadar arkadaş kalabileceğimi düşünürdüm. Yanlış olduğunu gördüm. Bunun, herhangi birinin suçundan değil, insanoğlunun yapısından kaynaklandığını kavradım.

Ø  2011’de daha fazla kahve içip, kahve makinesi almayı düşünmeye başladığım bir yıl oldu.

Ø  İnsanların mutlu olmak üzerine inşa ettikleri hayatlarının zorlaştığını; bu sebep ile uçlarda yaşamak yerine, hem mutluluklarımı, hem de hüzünlerimi daha merkezde yaşamam gerektiğini öğrendiğim ve hayatıma yansıttığım bir yıldı 2011.

Ø  Daha önce hiç dinlemediğim iki radyoyu dinledim bu yıl. Radyo Voyage ve Pal Station, yanılmıyorsam her gün dinlediğim radyolardı.

Ø  Nietzche, Schopenhauer, Rousseau, Oruç Aruoba, Gündüz Vassaf, Kazancakis, 2011’ime damga vuran yazarlar oldu.

Ø  Kazancakis’in Zorba’sı, okuduğum gelmiş geçmiş en etkileyici romanlardan biri olarak hayatımdaki yerini aldı.

Ø  Ve Fenerbahçe. Fenerbahçe’nin sadece bir takım değil, hayatıma ait bir mütemmim cüz olduğunu hissettim. Önce takımım şampiyon olduğu için çok sevindim, sonrasında şike iddiaları sebebi ile çok üzüldüm. Başkanımız hapse girdiğinde, kendimi ağlamamak için zor tuttuğum an, geri kalan hayatımda unutmayacağım an’lardan biri oldu. İngiliz taraftarlar gibi, takımım amatör kümeye düşse de, sevgimin azalmayacağını anladım. Bu birbirine yakın sevinç ve hüzün, aynı zamanda 4. Sırada yazdığım değişiklik ile ilgili iç haklılığımı daha da doğruladı.

2012’de;

Herkesin elindekilerinin değerini kavrayacakları, bir tane hayatlarının olduğu bilincinden yola çıkarak, daha çok kendileri, daha az başkaları olarak yaşayacakları, kim ne der düşüncesini daha az umursayacakları ve yaşadıkları dünyanın değerini daha çok bilecekleri bir sene geçirmesini diliyorum.

İyi seneler.
   

1 yorum: