18 Ara 2011

Uzaktan Kumanda ile Yakından Kuşatma

İnsan ömrünün gittikçe uzamasına rağmen, konsantrasyonunun azaldığını fark ettiniz mi?
Söz gelimi, elbette sayfa uzunluğu ile edebi değer ölçülmez, ancak; klasik kitaplara baktığımızda her kitabın minimum 300-400 sayfa uzunluğunda yazıldığını görüyoruz. Hatta genel kabul görmüş klasiklerde bu sayı 800-900 sayfalara kadar çıkıyor. Günümüzde yazılan kitaplar genellikle 200 sayfa civarında oluyor. Eskiden kitapların elle yazıldığını ve basımının çok daha ilkel koşullarda yapıldığını düşünürsek, olay biraz daha netlik kazanıyor…
Bunun sebebi, muhtemelen, 21. yy insanının artık uzun kitaplar okuyacak kadar vakitleri olmaması ve bir kitaba uzun süre konsantre olamamaları…
21. yy insanının en belirleyici özelliği ise, her ne yaşanırsa yaşansın, politika, sanat, ekonomi veya kültürel, olayları sadece önyüzleri ile değerlendirmeleri. Nasıl mı?
Gazetede okuduğu, televizyonda seyrettiği her habere veya olaya sunulan biçimde ilgi göstermesi ve derin bir perspektifle incelemeye ve analiz etmeye çalışmaması.
Duyduğuna, okuduğuna, seyrettiğine, itibar etmesi.
Sunulanı sorgulamaması.
Bilgileri hap şeklinde, olduğu gibi, özümsemesi.
Bu anlayış ve yaşayış biçimi, kitleleri yönetmeyi ve belli bir düşünceye sevk etmeyi, tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor.
Doğru bir sunum ile, uluslar, savaşlara, mezhep kavgalarına ve her türlü karışıklığa sevk edilebiliyor.
Çağımız insanının bu derinlemesine düşünmeme sendromunun perde arkasında, daha doğrusu yaratıcı unsurunda, zaman kısıtını gözlemleyebiliriz.
Peki, en başta bahsettiğim gibi, yaşam süresi her geçen gün uzayan insanoğlu, neden gittikçe konsantrasyonunu ve düşünme fonksiyonunu kaybetmeye başlıyor?
Hayatına ilave olan yaşları ne ile dolduruyor?
Ne internet, ne uçak, ne de robotlar. Bence bu noktaya gelinmesindeki en geçerli icat, “Televizyon”.
İnsanoğlunun düşünme yeteneğini katleden en büyük icat televizyondur.
Televizyon, hem insanların  vaktini alma, hem de göstererek yönetme anlamında en geçerli silahtır.
Sadece kültürel etkinliklere katılma veya parçası olmaya, veya kitap okumaya alternatif olma anlamında değil, düşünmeye ve konuşmaya getirdiği kısıt sebebi ile televizyon atom bombası kadar etkili bir silahtır.
İnternet, kişileri sosyalleştirme, ve bilgi, vizyon ve kültür kazandırma anlamında, karşılaştırılamayacak kadar faydalı kalır televizyonun yanında…
Televizyonun evlere girdiği yılların ortalarında evimizde yaşanan, ve bir çok evde de yaşandığına inandığım bir anekdot ile yazımı bitirmek istiyorum.
Günümüzde çok olmasa da, 80 ve 90’lı yıllarda elektrik kesintileri hiç eksik olmazdı… İşte bu elektrik kesintilerinin akşam vakitlerine denk geldiği bazı günlerde, tam televizyon seyrederken bir anda karanlığa gömülürdük…
İşte o anlarda, evde bir anda suskunluk olur, aile bireyleri olarak, birbirimiz  ile bir şeyler konuşmaya çalışır, ama çoktan kaybettiğimiz bu yetenek yüzünden, çok geçmeden, elektriğin hemen de gelmeyeceği tecrübesine dayanarak uyumaya karar verirdik.
İnsan ömrü uzadıkça, ilişkilerin ömrü kısalıyor…
İnsan ömrü uzadıkça ideolojiler yok oluyor…
İnsan ömrü uzadıkça, uygarlık tahrip oluyor…
İnsanlığın yeniden var olabilmesi için, belki de hiç olmadığı kadar karanlığa ihtiyaç duyulan yüzyıllara adım atıyoruz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder