6 Şub 2012

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni!

Schopenhauer Toplu Eserleri’nde, sıradaki kitabım “Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine".

Kitabın bölümlerinden bir tanesi de “Seçkinlik ve Sanat”.

Aşağıda aktardığım iki bölümü okuduğunuzda ne düşüneceğinizi merak ediyorum?

“Sanat eseri düşgücünü harekete geçirmeli, heyecanlandırmalıdır, dolayısıyla hayal gücü asla işin dışında bırakılamaz. Bu estetik etkinin koşuludur ve dolayısı ile güzel sanatların tümünün temel bir kuralıdır.”

“Sanatta en iyi olan, doğrudan duyulara verilmeyecek kadar ruhi-manevi olandır; o seyircinin hayal gücünde doğmalı-uyanmalıdır, her ne kadar bunu sanat eserinin doğurması gerekiyorsa da. Büyük ustaların taslaklarının çok kere tamamlanmış resimlerinden daha etkileyici olmalarının sebebi budur.”

“Bir sanat eserinin uyandırdığı intibadan-izlenimden ancak üzerine tüm derin düşünme çabamıza karşın bir kavramın açıklığına-belirliliğine indirgeyemediğimiz bir şeyi ardında bırakması halinde bütünüyle tatmin oluruz.”

Evet?

Burada filozofumuz yüksek değeri olan ve kabul görmüş bir sanat eserinden bahsederken, size de sanki bir an aşktan söz ediyormuş gibi gelmedi mi…

Bizi en çok etkileyen insanlar, hayal gücümüzü en çok çalıştırdıklarımız, denesek de bir türlü tanıyamadığımız ve çözemediğimiz daha doğrusu bizi her defasından şaşırtanlar değil midir?

Aşkların, evliliklerin veya tüm ilişkilerin er geç monotonluğa bürünmesi, karşımızdaki insanda hayal gücümüzü çalıştırmaya yarayacak artık hiçbir şey bulamayışımızdan olabilir mi?

Sürekli görüştüğümüz ve “birbirimizi ezbere biliriz” veya “nerede ne tepki vereceğini adım gibi bilirim” dediğimiz bir insanın, bizim hayal gücümüzü çalıştırma ihtimali olabilir mi?

Filozofumuzun yarım kalmış bir sanat eseri taslağını ifade etme biçimi, yarım kalan ve hiçbir zaman unutamadığımız eski aşkımızı anlatıyor olabilir mi…

Unutamıyoruz zira, hala hayal gücümüzü çalıştırıyor,

Unutamıyoruz zira, onu tam anlam ile öğrenecek kadar birlikte olamadık…

Hayal gücünü çalıştıracak ve bizi heyecanlandıracak sanat eseri yaratmak ne kadar milyonda bir ihtimal ise,

Hayal gücümüzü ve bizi heyecanlandıracak bir aşkı yaşamak da o denli, milyonda bir olabilir mi…

Yönettiği tek bir film,

Oynadığı tek bir rol,

Yazdığı sadece tek bir kitap olan ve sanat hayatı sonlanmış isimlerin, bu kısa ömürlülüklerinin ardında acaba, zihinlerimizde hayal gücü yaratma kabiliyetlerinin çok kısıtlı olması yatıyor olabilir mi…

Tek gecelik aşk gibi!

Her insan kendi sanatını, aşklarında yaşıyor anlaşılan!

Kimi aşkını best seller yapıyor,

Kimi aşkını tek bölüm çeviriyor, ve ardından reyting sebebi ile, yayından kaldırıyor!

Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni,

Aslında bizmişiz de, haberimiz yokmuş…

2 yorum:

  1. Sanatın kendisi bizatihi aşktır. Hiç bir zaman kavuşma ümidinin olmadığı keşfetme arama bulma isteğinin peşinden umutsuzca koşup, zaman zaman işte tamam bu defa oldu derken derinlerdekini hala ifade edememenin sebep olduğu yarım kalmışlığı dehşetle farkettiğiniz bir durumdur ki bu; gerçek sanatçıların eserleri, gören göz ve kalpleri hep heyecanlandırmıştır. Öyle olmasa Van gogh ayçiçeklerini defalarca çalışmazdı.Demek ki hayalindeki ayçiçeklerini gerçeklerinde aramayı durmaksızın sürdürdü.Sanatta aşk böyle tezahür ediyorken; kendi hayatımızı sanatın yarattığı iniş ve çıkışların sarsıcı etkisinden daha güvenli limanlara taşıyarak aşkın bir adım ilerisinde duran sevgiyle yaşamak da insan ruhuna ve kimyasına daha iyi gelecektir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  2. sevgi mi aşkın gerisinde, aşk mı sevginin tartışılabilir. Burada yüz yılda bir ortaya çıkabilecek olağanüstü bir sanat eserinden bahsediyorsak eğer, güvenilir liman pek aynı noktada olamayacakmış gibime geliyor. Yaşadığımız sevgilerin konfeksiyon işi bir üretim olduğunu düşünüyorum.

    YanıtlaSil