18 Şub 2012

Okumadan Duramayanlar İçin!

“Boş zamanlarımda kitap okurum.”

“Gece uyumadan önce mutlaka kitap okurum.”

“Kitap okumadan yapamam.”

“Hiç televizyon seyretmem. Seyrettiğim zamanlar belgesellere bakarım. Bunun dışında hep kitap okurum.”

“Türkiye’de kitap satışları ne kadar az. Avrupalılara göre çok az kitap okuyoruz.”

“Dikkat et, yazın plajda, veya uçakta veya bir kafede yabancılar hep kitap okurken, bizde böyle bir alışkanlık yok.”

“Televizyon insanların okumasını engellemek için icat edilmiş bir propaganda aracıdır.”

Liste böyle uzar gider. Yukarıda yazılan cümleciklerinden çoğunu hepimiz defalarca kullanmışızdır. Kullanmaya da devam ediyoruz.

Schopenhauer serisinde, sıradaki kitap olan “Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine”yi   okuduktan sonra kurduğum cümleler ile ilgili düşüncem temelinden değişti.

İki soru hasıl oldu;

Birincisi “Okumak sözü edildiği kadar da iyi bir alışkanlık mıdır?”

İkincisi “ Ne okunuyor? ”,

Schopeanhauer diyor ki;

“ Hayatlarını okuyarak geçirenler ve bilgeliklerini kitaplardan elde edenler, bir ülke hakkındaki, tam ve doğru bilgiyi, seyyahların anlattıklarından elde etmeye çalışanlara benzer. Bu insanlar birçok şey hakkında yığınla şey söylerler; ama aslında ülkenin gerçek durumu hakkında açık, sarih, doğru ve tutarlı bir bilgiye sahip değillerdir. Fakat hayatlarını düşünerek geçirenler, o ülkeyi gezip görmüş, orada bizzat yaşamış olanlara benzerler; sadece onlar bunların anlattığı şeyin ne olduğunu gerçekten bilirler, oradaki şeylere dair, kendi içinde tutarlı ve kapsamlı bir bilgiye sahiptirler ve bunların özüne vakıftırlar.”

Okumak güzel. Ancak bir yere kadar.

Bir düşünceyi zihnimizde başlatmak için, bir hızlandırıcı kontak anahtarı ise doğru, ancak kopyala ve yapıştır bir yöne doğru ilerliyorsa yanlış denebilir.

Kişinin kendi doğrularını bulması açısından ve bir düşünce kulesi inşa etmesi için, okumaktan çok düşünceye ihtiyacı olduğu kesinlikle doğru. Diğer türlü Schopenhauer’in dediği gibi, sürekli okur ve başkalarının fikrini benimser isek, yine kendi tarifi ile zihnimizin iplerini yazarın zihni ile yer değiştirmekten başka bir şey yapmamış oluruz. Halbuki kendi düşüncelerimiz ile ilerlediğimizde, kendi doğrularımızı kendi zihin koridorlarımızda çok daha kendimize ait bir şekilde bulmuş oluruz.

Gelelim ikinci hususa. Evet okuyoruz ama ne okuyoruz?

Çok satan ama aslında hiçbir şey kazandırmayan bir yığın kitap. Popüler kültürün bize direttiği yine popüler yazarların kitapları. Herhangi bir kitapçıda en çok satanlar listesinin başındakiler. Okura sadece zaman geçirmesini sağlayan ve bırakın bir sonraki seneyi, altı ay sonrasında bile raflarda kendilerine yer bulamayacak bir yığın kitap.

Okumayı bu kadar topyekün olumlama ve yüceleştirme illetinden kurtarmalıyız.

İçeriğine bakmalıyız.

Sadece okumuş olmak için okumak, çekirdek çitlemek veya televizyon seyretmekten farksız.

Zaten bu amaç ile okuyorum diyorsanız, söyleyeceğim bir şey yok.

“Elif Şafak süper yazar. Aşk’ı okudun mu? Erkekler için siyah kapaklısı çıkmış. Kadın müthiş.”

Kapanışı yine büyük üstattan yapalım:

“Eğer bir insan düşünmek istemez ise, bunun en güvenli yolu her ne zaman yapacak başka bir şeyi olmasa, eline bir kitap almadan geçer.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder