28 Şub 2012

Salı zihinleri de sallar mı?

Schopenhauer tasarım olarak dünyayı ele almış ya, işte ben de oldum olası tasarım olarak “insan”ı, dünyadaki yerini, güdülerini ve daha bir çok şeyi sorguluyorum.

Annem acaba beni doğurmadan önce şöyle mi dua etmiş;

“Bu çocuk her şeyi sorgulasın, gözlem yapmadan duramasın, iki dakika boş kafayla oturmasın, Amin!”

Yukarıda yazdığım özellikleri matah şeyler olarak görmediğimi, bilakis lanet cinsinden algıladığımı ve kendimi övmediğimi söylememe gerek var mı bilemedim…

Sanırım yok.

Annemin duasını tam olarak teyit edemesem de ben sık sık, keşke böyle olmasaydım cinsinden yakarışlarda bulunuyorum, ne yalan söyleyeyim…

İnsanı yücelten şeylerin, yani onu insan yapan, düşündüren, canını acıtanların; nedense onu daha çok yıpratması ne büyük çelişkidir değil mi…

Chamfort da dahil olmak üzere bir çok filozofun, dünyayı ve yaşamayı insan için verilmiş en büyük ceza olarak görmelerini hiç de yadırgamamak gerektiği çok açık.

Dünyada mutlu olmak ve kaptırıp gitmek için, hiçbir şey düşünmemeniz, sorgulamamanız ve yargılamamanız gerekiyor.

Ve tüm bunları, düşünmek için dizayn edilmiş bir beyne sahip olduğunuz halde yapmamanız gerekiyor.

Yaptıklarınızda ve yaşadıklarınızda nedensellik ilişkisi kurmadan, Nietzche’nin deyimiyle sürü insanı olmayı tercih etmek zorundasınız.

Yoksa sizi çileli ve mutsuz bir hayat bekliyor.

Belki de insan tasarımının, hayatı boyunca en çok yere basan niteliği, bence en başarılısı, her an bitmesi muhtemel bir hayata dört elle sarılma paradoksudur.

Bu emel için, kan akıtan, ortalığı ateşe veren, taş üstünde taş bırakmayan insanoğlu, o taştan her türlü daha kısa ömürlü olmasını bir an için bile düşünmeyip, dünyayı hem kendisi, hem hemcinsleri, hem de bitki ve hayvanlar için içinden çıkılmaz bir gezegene çevirmesinin, hangi tasarım gereği olduğu ile ilgili en referans cevaplar hiç şüphesiz dinlere ait.

Milyonlara ilham kaynağı olan merhum Steve Jobs’un sorduğu şu soru, bana göre sorulmuş en öze yönelik sorulardan bir tanesidir;

“Bugün öleceğimi bilsem, yine bu hayatı mı yaşarım?”

O da şu özdeyişten esinlenmiş;

“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”

Biraz dağınık bir yazı olduğunun farkındayım, ama zaten benim kafam da dağınık.

Toplamak, en azından bu akşam için pek mümkün gözükmüyor.

varanasi (1)

Bu arada unutmadan, günün benim açımdan ışıltılı anlarından bir tanesi, Endonezya'nın başkenti Jakarta'da yaşayan bir vatandaşımızın, Google'da "Bali de denize girmek" yazarak aratması ve binlerce kilometre öteden bir başka vatandaşının blogunu okuyarak fikir edinmeye çalışmasıydı. Unutmadan Bali adası'da Endonezya'da...

Sevgiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder