4 Mar 2012

Seferihisar Açıklarında

Umuda yolculuk nasıldır acaba?

Hiç tanımadığın bir ülkeye geliyorsun. Bir kamyonun kasasında veya bir tren vagonunda. Muhtemelen bir kamyonun normalde yük taşınan kısmında, belki saatlerce, belki günlerce gün yüzü görmeden…

Elli kişi en az. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç.

Birbirini tanımayan onlarca insan. Ayrı milletlerden çoğu.

Tuvalet molası yok.

Durmak yok.

Nefes almak yok.

Yemek yok. Bir ekmek parçası en iyi ihtimalle.

Bolca idrar kokusu.

Saatlerce yolculuk.

Sonra kamyon duruyor.

Aslında durmadan bir süre önce deniz kokusu giriyor sanki usulca kamyonun içine…

Sonra,

Yine hiç bilmedikleri bir karanlığın içinde yürümeye başlıyorlar.

Ne kadar uykusuz ve aç olurlarsa olsun, kamyonda inip yürümeye başlamak, özgürlüğe bir adım daha yaklaşmak aslında…

En az bir saatlik bir yürüyüş…

Çıt çıkmıyor gruptan…

Sadece onları kamyona bindiren Türk’ün sık sık “Haydi, Haydi” deyişi sessizliği bozuyor.

Deniz kokusu iyice kendisini hissettirmeye başladığı anda, aniden tepenin arkasından bütün güzelliği ile ay ortaya çıkıyor…

Ve birden o ayın denizin üzerindeki yansıması…

O an, yüreklerden bir kahkaha yükseliyor, hayır ses çıkmıyor ama öyle içten bir kahkaha ki, tüm grup bunu aynı anda hissedebiliyor…

Sonra kıyıda bir karaltı görüyorlar…

O karaltı onlar için hayatlarının geri kalanının giriş bileti aslında…

Aslında beklediklerinden küçük bir tekne…

Sahi bu kadar insan nasıl sığacak bu tekneye?

Herhalde bir bildikleri vardır hem kaptanın, hem de bu işi organize eden Türk’ün…

Bildikleri, önlerinde birkaç saatlik bir deniz yolculuğu, sonrasında Yunanistan, daha doğrusu özgürlükleri…

Hızla biniyorlar tekneye…

Ses çıkarmadan şüphesiz…

Türk’ün teknenin kaptanı ile bir şeyler alıp verdiklerini gözüyorlar… Çok mutlu bir şekilde…

Tekne hareket ediyor…

Esinti şeklinde olan rüzgar, gittikçe şiddetini arttırmaya başlıyor…

Belli ki bir fırtınanın içindeler…

İlk başta var olan mutlak sessizlik, yerini çığlıklara bırakıyor…

Hikaye burada bitiyor.

Tekne birazdan batacak, ve içinde bulunan  ve Afgan, Azeri ve Pakistanlıdan  oluşan yaklaşık 50 kişi ölecek…

Bu yazdığım hikaye, her yıl en az üç dört defa haberlere konu olan ve ortalama 45 saniye süren gerçek yolculuklardan birinin, çok kısa öyküsü…

Umuda, özgürlüğe, ekmeğe olan bu acı yolculuk sırasında ölen, ve zihninde onca hayaller kuran bir genç adamın zihnine giriyorum bazen…
Acı ve hüzün dolu yolculukları sırasında çektiği sıkıntılar bir yana,

Evinden binlerce kilometre ötede, hiç bilmediğin bir coğrafyada,

Sulara gömülürken,

Ne düşünür insan acaba?

Ben şimdi burada ne düşündüğünü bilemeyeceğim, hatta hayal etmekte bile zorlanacağım için yazmaya kalkışmıyorum,

Sadece hayatın her hali ile derin bir dram olduğunu, komik yanlarının ise sadece trajikomik öğelerden oluştuğunu,

Ve ben tam da bu yazıyı yazarken, veya siz okuduğunuz anda,

Dünyanın bir yerinde belki de, iki kara gözün bu umuda yolculuk için ne zorluklar yaşadığını düşünmenizi istedim, düşündüğüm için…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder