27 Nis 2012

Emniyet Şeridi


Doğru-yanlış.

Günah-sevap.

İyi-kötü.

Nerden mi çıktı şimdi bunlar?

Hepimiz bir şekilde araba kullanıyoruz.

Sabah, akşam, gece ve gündüz.

Bu akşam işten eve dönerken, her zaman olduğu gibi, bağlantı yolundan anayola çıktım ve ağır akan, hatta hiç akmayan trafiğe dahil oldum.

Ben trafiğe dahil olur olmaz, arkamdan gelen araçların çoğu emniyet şeridinden gitmeye başladılar ve nereden bakarsanız çoğunluk bunu yaptı aslında.

Ben ise orta sınıf, okumuş, memur çocuğu olan Eylem, orada hiç polis olmadığını bilsem bile bu harekete dahil olamadım.

Şimdi insan, bazen hayatta sebepsiz zenginleşen veya işine hile karıştıran birini gördüğünde, içinden en kötü ihtimalle şunu geçiriyor:

“Bunun öteki dünyası var, orada burnundan fitil fitil gelir bunlar” şeklinde…

Ancak bir takım şeyler de var ki, bunlar “günah” falan değil…

Yukarıda anlattığım gibi mesela.

Emniyet şeridinden hızla ilerleyen arabaları seyrederken işte bunları düşündüm…

Sonuç olarak bunu yapmak belki onlara inanılmaz şeyler kazandırmıyor ama bir şekilde bu şehirde en çok can sıkan konulardan biri olan trafikte takılma mevzusunu daha rahat atlatıyorlar.

Ve bu onların hayatı algılayış ve yaşama şekillerinin trafiğe yansıyan, denk düşen kırılımı...

Bir de ilk etapta emniyet şeridinden gitmeyen, ancak gidenlerin sayısı artınca, baştan çıkıp bu güruha katılanlar var.

Ben bunlardan da değilim maalesef.

Ben hep kendi şeridinde bekleyenim.

Ve bu kendi şeridinde, tüm kışkırtmalara, yoldan çıkarma girişimlerine rağmen, bekleyen benim gibiler için,

Bir kez daha şunu düşünüyorum,

Bu hayat bize göre değil dostlar,

Bu hayat, emniyet şeridinden gidenlere göre kurulmuş bir organizma.

Kendi şeridinde gidenlere kalan tek şey,

Koca bir acı ve sorgulama.

25 Nis 2012

Sakın!


Dilimize pelesenk olmuş şarkılar vardır… Ara ara aklımıza gelir, mırıldanırız…

Mesela benim için bunlardan bir tanesi, “Haykıracak Nefesim”dir…

Yine aralıklar ile aklıma gelen bir diğer şarkının sözleri de şöyledir;

“Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı,

Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı”

Bugüne kadar pek neşeli olduğum anlarda söylediğim bu nakarat kısmını en son tekrarladığımda, ani bir taş kesilme hadisesi yaşadım…

Neden mi?

Yıllardır söylediğim, söylediğimiz, dinlediğimiz, bizden önceki kuşakların çok sevdiği bu güzide şarkının nakaratını bir daha benim için yüksek sesle okur musunuz lütfen…

Vaaaay be!

Demek ki neymiş, mutlu olmanın sırrı, adımını düşünerek atmaktan geçiyormuş… Düşünmeden atılan adımlar, hesapsızca yapılan eylemler, eninde sonunda bizi mutsuz edermiş…

Ancak biz bir adım atmadan önce, düşünür, taşınır, bir büyüğümüze danışır, öğretmenimize, apartmandaki albay amcaya, camideki hocaya veya mahallemizin esnafına sorar ve bu eylemimizin doğru, dürüst, normal ve toplumda kabul görecek bir eylem olduğuna karar verirsek, mutluluk eninde sonunda bizi bulurmuş…

Ben öncelikle Ali Kocatepe’yi bu unutulmaz mutluluk tarifinden dolayı kutluyorum, hiçbir baskıcı yönetimin, diktanın tarif edemeyeceği kadar güzel, yumuşak ve hazmı kolay bu tarife imza attığı için…

Evet gençler!

Çocuklar!

Düşünmeden sakın iş yapmayın!

Yoksa sonunuz karanlık!

Nietzsche falan hiç okumayın.

Yoldan çıkan olmayın.

Yoldan giden olun.

Ve mutlu olun.

Bu arada şarkının doğduğum sene olan 1974 yılında piyasaya sürülmüş olması da,

Benim açımdan başka bir hoşluk oldu,

Ne yalan söyliyeyim…

23 Nis 2012

HD Kalitesinde Yaşam


Gittikçe deney halini alıyor, benim için yaşamak…

Sanki her gün, ölümsüz eserimi yazabilmek adına, insanları gözlemliyor, notlar alıyorum…

Kah gülüyorum, hatta kahkahalara boğuluyorum,

Kah üzülüyorum, kopmak, gitmek istiyorum bu notlara bakıp…

Tek rakibi kendisi olan dünyaca ünlü bir atlet gibiyim…

Artık kendi rekorumu kırmaktan sıkılmış, arayışlar içine girmişim…

Yüz metre koşuda dünya rekorunu kırmışım da, şimdi yüz metre geri geri engelli koşusuna hazırlanıyorum…

Eskiden bilmediğim tepkiler karşısında şaşırır, ne yapacağımı bilemezken,

Artık adeta kendi istediğim tepkiyi, kendim hazırlar hale gelmişim, hatta; bu tepkiler arasında beni en çok şaşırtabilecek olanı ısrarla arayan olmuşum…

Banttan yayınlanan bir maç seyrederken ne kadar heyecanlanılabiliyorsa,

Hayat da beni o kadar heyecanlandırmaya başlamış,

Tek yaptığım güzel pozisyonları zevkle izlemek, acaba şöyle vursaydı nasıl olurdu demek olmuş…

Seviyorum bu son halimi…

Laboratuvarım o kadar geniş ki,

Üstelik tüm ölçümler ücretsiz,

Tek yapmam gereken sosyalleşmek,

Gerisi sadece mastercard.

6 Nis 2012

Elektrik Kesintisi!

Günlük hayatımda çoğumuz gibi, belki de hepimiz, bazen her şeyin üstüme üstüme geldiğini düşündüğüm anlar olur…

Böyle anlarda tüm evreni karşımda bir blok oluşturmuş ve geçmeme izin vermiyorlarmış gibi düşünür, hayal kırıklıkları yaşar ve neden bunların başıma geldiğini düşünürüm…

Kendi kendime, nerede hata yaptığımı, başka türlü yapsam veya davransam ne fark ederdi diyerek sorgularım…

Gardım düşer, güneş kaybolur, bulutlar her yanı kaplar,  rüzgar şiddetlenir, tozlar uçuşmaya başlar, yağmur yağmaz ama tek tük damlalar düşer yüzüme…

İşte o anda başımı yukarı kaldırıp, etrafımın bir anda ne kadar karardığını fark ederim…

Üşür, neden yanıma montumu almadığımı sorgular, hasta olmayı düşünmezsem ve olmayacağıma inanırsam, hasta olmayacağıma dair safsataya inanmasam da, ona uygun davranmaya kalkarım…

“Hayır üşümüyorum”, “ Hayır hasta olmayacağım”…

Sonra aniden, etrafımdaki insanların birer birer etrafımdan kaybolduğunu görür, sağıma, soluma, önüme, arkama korkuyla bakar, olanları anlamaya çalışırım…

Birden tek başıma olduğum gerçeğinin farkına varırım ve işte o anda artık üşümem doruğa çıkar…

Aniden suratımda gezinen damlaların sadece yağmaya çalışan yağmurdan değil, gözümden süzülen yaşlar olduğunu üzülerek fark ederim…

Çaresizliğim beni o kadar hırpalar, o kadar sarsar ki, ayaklarımı hareket ettiremediğimi anlar,

Ne kadar zorlasam da değil hareket etmek, ayağımı yerden kaldıramadığımı görürüm…

Sonra birden;

Aniden;   
                                                              
O koca bulutların arasından, bir ışığın yavaş ve zorla olsa da gökyüzünden yere doğru sızdığını fark ederim…

Bulutlar kaybolmaya başlar,

Güneş tüm evreni kaplar,

Cebimden güneş gözlüğümü çıkarır ve takarım,

Ellerimi cebime koyar,

Yürümeye başlarım…