31 May 2012

Uzaklarda Aramam, Çünkü Sen İçimdesin!

Bugün yaptığım bir müşteri ziyaretinde, müşterimin babası ile konuşurken, felsefe üzerinden sohbet etmeye koyulduk.

Felsefe okumanın kişi üzerindeki etkileri üzerine…

Ve şunu fark ettim ki; kişi bir kez felsefeye adım attı mı, ondan sonra ne boş zamanı oluyor, ne de boş düşünceleri…

Devamlı bir sorgulama, sürekli bir iç ses, ve o sese cevap yetiştirmeye çalışan bir zihin…

İşte ben de bir iki aydır hem yazmaya hem de okumaya hayatımda hiç olmadığı kadar ara vermiştim…

Schopenhauer kitap okumanın çoğunun zarar olduğunu söylüyor… Zira bir süre sonra düşünmeyi bırakıyor, başkalarının düşündüklerine esir olmaya başlıyorsunuz…

Belki de bu yüzden ben son zamanlarda okumaktan çok, kendimle münazarada bulunmayı tercih ediyorum…

Bir “es” vermek geldi içimden…

Uzun lafın kısası açın kapıyı, ben geri döndüm… En azından yazılarımla…

Hindistan seyahatim ile ilgili pek çok şey yazmayı düşünüyorum, ancak zamanı var…

Zihnim çalkalandı, bütün tortu ayaklandı, bırakayım biraz sakinleşsin zihnim, dibe çöksün, gördüklerimi hazmedebileyim…

Bazıları soruyor, arınabildin mi diye…

Ne yazık…

İnsanoğlu nedense cevap aradığı sorulara, ve çözümlerine hep başka bir “alemde”, “şeyde”, “kişide” bulmayı düşünür de, hiç kendi içine bakmayı akıl etmez…

Kendi içine ulaşmanın anahtarını o coğrafyada arayan çok ama, insanın kendi kalbini ve zihnini aralayacağı yer Ganj’ın kıyısı değil, evindeki koltuğu…

Esengül’ün çok güzel biçimde söylediği gibi;

“ Uzaklarda aramam, çünkü sen içimdesin,
Taht kurmuşsun kalbime, en güzel yerindesin”

5 May 2012

Dost Canlısı!


Hiç farkettiniz mi?

Kendiniz ile ilgili bir konuda, bu karakter özelliği olabilir, yaşam tarzı veyahut da herhangi bir konuda görüşünüz veya eyleminiz olabilir, bir eleştiri ortaya koyduğunuzda,

Yakın çevrenizde bulunan kişiler,

Hiç vakit kaybetmeden, sizden daha ağır bir şekilde ve o güne kadar pek de paylaşmadıkları şekilde sizi eleştirmeye, ve sizin bu görüşünüz de haklı olduğunuzu gösterme çabasına girişiyorlar…

Üstelik bunu, kendilerine bahşedilmiş bir şans benzeri bir coşku ve zevk ile yapıyorlar…

Ve siz o zaman anlıyorsunuz ki, ve daha bir çok zaman anladığınız gibi, aslında çevrenizdeki insanlar sizinle alakalı düşündüklerini normalde ya söylemiyorlar , ya da söylemekten çekiniyorlar…

Ve işin garibi, bu coşkunun ardında bir mutluluk olduğu da gün yüzü gibi ortaya çıkıyor…

Schopenhauer’in dediği gibi, bana bir arkadaş veya dost gösterin ki, arkadaşının mutsuzluğundan az da olsa kendisine bir mutluluk payesi çıkarmasın…