20 Haz 2012

Varanasi

Kendinizi hiç çok başka bir yerde, bugüne kadar hiç olmadığınız, benzerini görmediğiniz, duymadığınız bir yerde gördünüz mü?

Eğer yaşadığınız her ne ise, o hayata benzemeyen,

Olduğunuz yer her nereyse, o dünyaya benzemeyen,

Çevrenizdeki insanlar her neye benziyorlarsa, o insanlara benzemeyenlerin yaşadığı,

Bir yerden bahsediyorum ben...

Bu yerin adı "Varanasi"...

Belki de Hindistan'ı giden milyonlarca insan için, geriye kalan en değerli yer...

Her şeyi sorgulatan,

Anlamsızlaştıran,

İçini boşaltan,

Değerini kaybettiren,

O yer...

İhtiva ettiği her şeyin "en" lerini barındıran yer...

Tek başına Hindistan'a gitme sebebi ki; aynı zamanda sizi tekrar o topraklara çağıran yer belki de!

Ruhumun bir kısmını, bir gün tekrar gidip toplamak üzere bıraktığım Varanasi'yi anlatmaya çalıştığım bu üç beş  anlamsız tümceden dolayı ne olur kızmayın bana...

Zira görmeden anlatılacak cinsten değil bu topraklar Dostlar!

Hindistan'a fotoğraf çekmek için giden milyonlarca insan var... Ama sanırım ben hem bu konudaki yeteneksizliğimden, hem de kendi gözlerime sınır koymamak adına çok fazla fotoğraf çekmedim...

Yine de sizle bir kaç kareyi paylaşmak istiyorum...

Belki günün birinde ziyaret etmeniz için bir vesile olurum...

Ganj ile ilgili ayrıca yazmak niyetindeyim...




DSC_2135


DSC_2138


DSC_2143


DSC_2150


DSC_2152


DSC_2209


DSC_2207


DSC_2233


DSC_2194


DSC_2169

16 Haz 2012

Tavuk ve Yumurta Olayı!

Kimilerini riyakarlıkla suçlamak en bilinen insan davranışlarından bir tanesidir.

Riyakarlık ne demektir?

Türk Dil Kurumu’na göre “ikiyüzlülük”.

Yani?

Değişken davranış ve eylemlerde bulunmak.

Karşıdakine düşündüğünü söylememek, düşündüğünden farklı sözler sarfetmek…

Ne bileyim size bir yorumda bulunmak, sonra bu yorumun tersi bir davranış sergilemek.

Sanırım açıklamada mutabıkız.

Burada enteresan olan; olayların, şartların, tercihlerin de hep bir iki yüzünün olması, farklı doğruları içermesi…

İnsanoğlu, tercihleri, yaşayışı, davranışları konusunda eleştirilmeyi pek sevmez… Bu onun kimyasında mevcut bir tutumdur.

Söz gelimi, seçtiği bir araba, evleneceği kişi, tatile gideceği yer hakkında insanlardan güzel ve olumlu şeyler duymak ister.

Daha da ileri gidersek, imparatorundan, işçisine kadar tüm insanlar, çevrelerinde kendilerini daha ziyade onaylayan ve alkışlayan insanlar bulundurmak isterler…

Bazen kendi kendilerine inanmadıkları şeylerin bile başkaları tarafından kabul görmesi, ruhlarını okşar, egolarını şişirir…

İşte bana kalırsa bu sebeple, insanoğlu riyakarlığı kendi elleriyle yaratmış ve artık bunu bir seri üretim haline dönüştürmüştür.

Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovan insanoğlu, tercih ettiğimiz doğruları söyleyen bireylerden oluşan bir toplum inşa etmiştir artık günümüzde…

Ben burada sorunun Rousseau’nun söylediği gibi toplumdan yani beraber yaşayıştan kaynaklanan bir olaydan çok, insan yapısından doğan bir “hal” olduğunu düşünüyorum…

Çevresini , kendi doğrularını tekrarlayan kişilerle ören biz insanlar, duvara çarptığımızda suçu her zaman ki gibi kendimiz yerine, bize riyakarlıkla yaklaşan diğer dost, arkadaş ve kişilerde buluruz…

Ama bu kişilerle arkadaşlık yapmaya da devam ederiz.

Diğer yandan bizi zamanında, doğru bildiğini söyleyerek uyaran, yönlendirmeye çalışan kişilere ise, sırtımızı döndüğümüz için, yere düştüğümüzde elimizi uzatmaktan utanır ve yine de riyakarlıkla suçladığımız insanlar ile avunmaya çalışırız. Zira onlar hep vardırlar ve ikame edilmeleri de bir hayli kolaydır.

Yukarıda bahsettiğimi sebepler ile, günümüz insanı artık sadece diğer kişilere duymak istediği cevapları vermekte, ve bu sayede de hayal kırıklıkları kaçınılmaz olmaktadır.

En başa dönersek, insanın kendi başına ördüğü tüm bu tutumların sonucunun adı ise, içsel riyakarlıktır.

Tedavisi yoktur.

Zira, kalıtımsaldır.



3 Haz 2012

Uçmak!

İnsanın hayal kurmak konusundaki cimriliği, kendisini mutlu etmeye yarayan bir mekanizma mıdır, bir avuntu mudur, yoksa bir korkaklık mıdır?

Cimrilik derken, sınırlamak değil de, erişilebilir olmasına çalışmak gibi bir şey belki de söylemek istediğim…

Söz gelimi ben böylelerinden biriyim.

Şimdi nerden çıktı diyeceksiniz, hayal kurmak, hayallere sınır inşa etmek…

Siirt’li olduğum için yaz tatillerinde ailem ile hemen hemen her sene Siirt’e giderdik.

Malumunuz güneydoğu ülkenin en sıcak coğrafyalarından ve denizi olmayan yerlerinden…

Gündüzleri 40 dereceleri aşan sıcaklıklar, geceleri de evin içinde vakit geçirmeyi imkansız kılacak cinsten…

Klimalar şimdiki gibi ucuz ve yaygın değiller…

İşte bu yüzden, insanlar geceleri “Dam”da yatarlardı.

Dam nedir mi?

Dam’a “Roof” veya “Teras”ın düşük gelirli ve konfordan yoksun versiyonu diyebiliriz…

Evlerin üst katında olan ve çoklukla domates biber kurutmak, salça yapmak veya tarhana yaymak için kullanılar bu teraslar,

Sıcak yaz gecelerinde, uyumak için de dizayn edilmiştir…

Ben şahsen dam’da yatmaya bayılırdım.

Geceleri rahat uyumanın yegane yoluydu öncelikle,

Yıldızlara bakarak yatmak, hayaller kurmak ve sohbet etmek ise işin katma değeriydi tabi ki…

Kötü yanları da yok değildi maalesef…

Sivrisinek ve tatarcıklar,

Kedi veya fare  gelir korkusu( çocuklar için),

Ve sabahın erken saatlerinde doğan güneşin sıcaklığını hissederek uyanmak ve uykuyu bölmeden aşağıya inip uyumaya devam etmek sorunsalı gibi…

İyisiyle kötüsüyle dam’da yatmak hep çok hoşuma gitmiştir…

Yıldızlara bakarak hayal kurduğumuz o çocukluk gecelerinde, yıldızların arasından süzülen uçaklar görürdük bir de…

Ben de içimden; uçakların nerelere gittiğini, içinde kim bilir kimlerin, hangi ülkelerden insanların olduğunu düşünür, hayallere dalardım… O zaman için diğer ülkeler ile ilgili tek bilgim ülke- başkent oyunundan ibaretti zira!

Geçen hafta Delhi’ye giderken, koltuktaki ekrandan, uçağımızın Diyarbakır, Siirt civarından geçtiğini gördüğümde, zihnim işte beni bu dam’da yattığım o çocukluk gecelerime taşıdı…

Ve birden otuz yıl önce yukarı bakan Eylem’in, otuz yıl sonra o uçaklardan birinin içinde olduğunu fark ettim…

Ve yeryüzünden şu anda uçağa bakmakta olan, minik kara gözleri düşledim,

Ve onlarında bir gün aynı uçuşu gerçekleştirebilmelerini, veya hayallerinde her ne varsa onu başarabilmelerini istedim,

Tüm kalbimle….