3 Haz 2012

Uçmak!

İnsanın hayal kurmak konusundaki cimriliği, kendisini mutlu etmeye yarayan bir mekanizma mıdır, bir avuntu mudur, yoksa bir korkaklık mıdır?

Cimrilik derken, sınırlamak değil de, erişilebilir olmasına çalışmak gibi bir şey belki de söylemek istediğim…

Söz gelimi ben böylelerinden biriyim.

Şimdi nerden çıktı diyeceksiniz, hayal kurmak, hayallere sınır inşa etmek…

Siirt’li olduğum için yaz tatillerinde ailem ile hemen hemen her sene Siirt’e giderdik.

Malumunuz güneydoğu ülkenin en sıcak coğrafyalarından ve denizi olmayan yerlerinden…

Gündüzleri 40 dereceleri aşan sıcaklıklar, geceleri de evin içinde vakit geçirmeyi imkansız kılacak cinsten…

Klimalar şimdiki gibi ucuz ve yaygın değiller…

İşte bu yüzden, insanlar geceleri “Dam”da yatarlardı.

Dam nedir mi?

Dam’a “Roof” veya “Teras”ın düşük gelirli ve konfordan yoksun versiyonu diyebiliriz…

Evlerin üst katında olan ve çoklukla domates biber kurutmak, salça yapmak veya tarhana yaymak için kullanılar bu teraslar,

Sıcak yaz gecelerinde, uyumak için de dizayn edilmiştir…

Ben şahsen dam’da yatmaya bayılırdım.

Geceleri rahat uyumanın yegane yoluydu öncelikle,

Yıldızlara bakarak yatmak, hayaller kurmak ve sohbet etmek ise işin katma değeriydi tabi ki…

Kötü yanları da yok değildi maalesef…

Sivrisinek ve tatarcıklar,

Kedi veya fare  gelir korkusu( çocuklar için),

Ve sabahın erken saatlerinde doğan güneşin sıcaklığını hissederek uyanmak ve uykuyu bölmeden aşağıya inip uyumaya devam etmek sorunsalı gibi…

İyisiyle kötüsüyle dam’da yatmak hep çok hoşuma gitmiştir…

Yıldızlara bakarak hayal kurduğumuz o çocukluk gecelerinde, yıldızların arasından süzülen uçaklar görürdük bir de…

Ben de içimden; uçakların nerelere gittiğini, içinde kim bilir kimlerin, hangi ülkelerden insanların olduğunu düşünür, hayallere dalardım… O zaman için diğer ülkeler ile ilgili tek bilgim ülke- başkent oyunundan ibaretti zira!

Geçen hafta Delhi’ye giderken, koltuktaki ekrandan, uçağımızın Diyarbakır, Siirt civarından geçtiğini gördüğümde, zihnim işte beni bu dam’da yattığım o çocukluk gecelerime taşıdı…

Ve birden otuz yıl önce yukarı bakan Eylem’in, otuz yıl sonra o uçaklardan birinin içinde olduğunu fark ettim…

Ve yeryüzünden şu anda uçağa bakmakta olan, minik kara gözleri düşledim,

Ve onlarında bir gün aynı uçuşu gerçekleştirebilmelerini, veya hayallerinde her ne varsa onu başarabilmelerini istedim,

Tüm kalbimle….

1 yorum: