7 Eki 2012

Tüpsüz Dalış!


Düşünmek, derinleşmek tüpsüz dalış benzeri bir etki yaratıyor benliğimde…

İnsanın etraflıca düşünebilmesi, olayları yorumlayabilmesi için bu denli bir yalnızlık ve serbestleşme ihtiyacı duyması ne kadar enteresan değil mi…

Adeta bir şeyleri arayabilmek, bir şeylere ulaşabilmek için, nefesimizi tutup, herkesten uzaklaşıp kendi içimize dönmemiz gerekliliği, aslında etrafımızın, arkadaşlarımızın, sokağımızın, dükkanımızın ne denli mütemmim cüz olduğunu açıklıyor bizlere…

Her birimiz kendi merkezimize dikilmiş bir bina ve etrafında ve içinde mütemmim cüzleri…

Tekrar tüpsüz dalışa dönersek, vurgun  yemiş kişiler de, toplumdan kendini soyutlamış, kopmuş insanlar olmuyorlar mı…

Meali, fazlasıyla derine indiğinizde sizi bekleyen tek şey vurgun yemek…

O halde,

Ne yapmanız gerekiyor…

Dalmaktan vazgeçmek öncelikle…

Hatta mümkünse hiç denize girmemecesine…

Evinize gitmek, ve güvenli küvetinizde, ısısını, miktarını kendiniz ayarlayabileceğiniz bir suda vakit geçirmek…
Sizden istenen ve beklenen bu!

-.-

İstiklal Marş’ımızın 4. Kıtasının 4. Dizesinde,

“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” der ya,

İşte ben bu dizeyi okurken, hep gözümde, kurtuluş savaşı zamanını düşünür, medeniyetten Avrupalı devletleri, tek dişi kalmış olmalarını da, ülkemizi istila etmeleri ile bağdaştırırdım. Sanırım zaten ulusal marşımızda anlatılmak istenen de bu idi.

Fakat şimdi geriye dönüp baktığımda, hatta önüme bakıp, geleceği bile düşündüğümde, medeniyet lafının insana birkaç beden büyük gelen, içi boş ve özünde en derin zalimlikleri barındıran insanoğlunun, barış dönemlerinde kendisini avutma metotlarından başka bir şey olmadığını görüyorum…

Demek istediğim, medeniyet 32 dişi olan, gayet sağlıklı ve her daim saldırgan olan bir canavar zaten.
Tek yaptığı bazen ağzını kapatarak, canavarlığını kendi kendisinden gizlemesi…

-.-

“Olmalı mı olmamalı mı,

Yoksa hiç değişmemeli mi?

Ama ben değişmezsem,

Ben olamam ki!”

En güzel şarkı sözleri listesinde tepeye koyabilirim.

Değişimin insan benliğinin vazgeçilmez özelliklerinden biri olduğunu, değişmenin kötü olduğunu savunan statükocu tüm maddi duran varlıklara en güzel ve yumuşak seslenişlerinden diyebiliriz…

-.-

Türkiye’nin Suriye için önerdiği lider bilmem kimmiş…

Çok antipatik bir cümle değil mi?

Allah ulusum için başka bir ülkeden böyle bir cümle kurdurtmasın inşallah. Amin.

-.-

Söyledikleri ve yazdıkları boş şeyleri nakde çeviren insanlara bayılıyorum. Her defasından bana ne yapmamam gerektiğini gösterdikleri için.

Schopenhauer der ki;

" Türdeşlik yasası dolayısıyla çabuk beliren bir şöhret kuşkulu bir işarettir, çünkü bu kitlelerin doğrudan tasvip ve takdiri anlamına gelir. Phokion bunun ne anlama geldiğini biliyordu, çünkü konuşmasının ardından kalabalıkların kuvvetli alkışlarını işittiğinde yanında duran dostlarına sormuştu: " Acaba farkında olmadan bayağı ve değersiz bir şey mi söyledim?" "

-.-

Kim ne derse desin, insan otuzbeş yaşından sonra da birileriyle dost olabiliyor!

Yaptım oldu!

-.-


Blog serüvenimde verdiğim en büyük ara bu oldu sanırım.

Umarım bir daha olmaz.

Schopenhauer’in dediği gibi zihnimin iplerini elime aldığım ender anlardan olduğu için, kaybetmeyi hiç istemiyorum ikinci kanal’ımı…

İyi pazarlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder