2 Ara 2012

Çamur ve Yağ Birikintileri


Yağmurun hızı iyiden iyiye artmış, silecekler neredeyse işe yaramaz hale gelmişti…

Hani yağmur yağdığında, yolu daha iyi görebilmek için sakın cama değil, yola odaklan diye uyarmışlardı ya sürücü kursunda, aklına gelmemiş değildi bu uyarı; ancak nereye odaklanırsa odaklansın yolu görmesi  imkansıza yakın bir hal almıştı…

Yol da aksi gibi bomboştu… Her zaman tıka basa araba dolu olan yolda neredeyse beş kilometredir tek bir arabaya bile rastlamamıştı…

Hızını iyice azalttı.

Sileceklerinin suyunu kontrol etmek geldi ansızın aklına. Korktuğu başına gelmişti… Silecek suyunun deposu boşalmıştı…

Yağmurun etkisi ve daha öne geçen arabaların toprak yollardan getirdiği çamur birikintilerinden birine girmemek için dua etmeye başladı…

Aslında dua ettiği şeyler sadece çamur dolu bir çukura girmekten fazlasıydı… Eve sağ salim dönmek, tüm bu fırtınaya elinde kahve fincanıyla evinin camından bakmak için neler vermezdi ki!

Hayır kafamı boşaltıp, daha dikkatli biçimde yola odaklanmalıyım diye düşündü tekrar…

Sonra radyoyu açmanın iyi bir fikir olduğuna karar verdi… Bu gevşemesine ve endişelerinin azalmasına yardımcı olabilirdi belki. Cep telefonunun servis dışı kalmasına rağmen, radyonun gayet güzel bir şekilde çalıştığını görünce, radyonun aslında gerçek bir dost olduğunu geçirdi içinden…

Yağmurun hızı azalmak yerine, gittikçe artıyordu… Hani küresel ısınma vardı, hani yağmurlar azalacaktı. Bunların söylendiği o seneden beri, daha çok yağmur yağmaya başlamıştı, bilim adamlarına nazire yaparcasına… Güldü.

Kanalı değiştirdi. Sonra radyo kanalını değiştirebilmenin ne kadar büyük bir lüks olduğu kavradı ansızın içinden…

Birden en sevdiği istasyonda Nitin Shawney’in “Mausam” şarkısının çaldığını, biraz da kulaklarına inanamayarak duydu…

Sesini en yüksek seviye olmasa da, bir hayli açtı…

Kendisini hafiflemiş hissetti… Nefes alışverişi rahatlamış, baş ağrısı geçmişti…

Sonra birden, ansızın, gideceği yere varmak için neden bu kadar çaba harcadığını bilemez buldu kendisini…

Dörtlüleri yaktı.

Arabasını yoldan çıkararak zar zor gördüğü kuytu bir yerde biraz da arabasının altını toprağa sürterek durdu. Aslında araba kendisi durdu, onun fren yapmasına gerek kalmamıştı.

Arabadan indi.

Bütün giysilerinin sırılsıklam olması bir dakika bile sürmedi…

Arabanın üstüne çıktı. Bunu o kadar kolay yaptı ki, sanki bunu daha önce defalarca yapmış gibi hissetti kendisini.

Oturdu.

Bağdaş kurdu.

Garip bir şekilde, aynı şarkının tekrar tekrar çaldığını fark etti.

Yüz kasları gevşemişti.

Gevşeme yüzünden vücuduna yayıldı, omuzlarından, ellerine, dizlerinden ayak parmaklarına kadar sürdü bu his…

En iyisi uzanmak diye geçirdi içinden, ve, yüzükoyun uzandı…

Ve uyuyakaldı.

Saatler sonra yüzünde bir ısınma ile uyandı…

O fırtınalı hava gitmiş, sanki hiç olmamış gibi yerini, güneşli bir aralık sabahına bırakmıştı… İşin ilginci hava da bir aralık sabahında olmayacak kadar sıcaktı…

Yattığı yerden doğruldu.

Sonra birden ağzında çok garip bir tat hissetti. Elini ağzına götürdüğünde simsiyah, koyu bir sıvı bulaştı eline…

Hemen aşağıya inerek dikiz aynasından kendisine baktı, ve aynı kirli siyah suyun, sadece ağzından değil, burnundan ve kulağından da akmış olduğunu biraz bulantıyla gördü…

Sanki uzun süredir yıkanmamış bir lastik jantından akan siyah ve kirli su gibi diye geçirdi içinden…

Bu kötü tat dışında, hiçbir rahatsızlığı yoktu… Ne olduğunu anlaması mümkün değildi… Dün akşama dair çok fazla bir şey hatırlamıyordu… En son aklında kalan…

Birden önceki geceye ait hiçbir ayrıntıyı hatırlamadığını anladı…

Neyse dedi kendi kendine, gayet iyi hissediyorum…

Arabaya bindi.

Kontağı çevirdi.

Tık.

Ses sadece bir tık’tı. Akü bitmişti.

Halbuki bir ay önce değiştirmişti aküsünü, bitmesi mümkün değildi…

Dün gece her ne olduysa daha fazla kafa yormamaya karar verdi.

Yola çıktı. Önce sağa, sonra sola baktı. Tam karşısına da baktı.

Evinin olduğu tarafa doğru yürümeye başladı.

Ve birazdan patikanın ardında gözden kayboldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder