28 May 2013

İhtiyaç Molası!

Babamın tayini İzmir'e çıktığında, bir süre kalan derslerim için İzmir-Ankara arasında çokça gidip gelmiştim.

Otobüs seyahatlerinden uyku nedir bilmediğim için, bolca müzik dinler, başımı pencereye koyup hayallere dalardım.

O zaman ne hayaller kurduğum ile ilgili şu an hatırladığım en ufak bir şey yok...

Muhtemelen güzel bir sevgili ve kendime ait bir araba olsa gerek....

Üniversitede okuyan bir genç başka ne hayal kurabilir ki!

Sadece yaptığım yolculuklardan bir tanesinde Yılmaz Erdoğan'ın şiirlerini dinlediğimi hatırlıyorum... Şu anda kendisinden çok fazla haz etmesem de o zamanlar severdim...

Hakkarili olması hoşuma gidiyordu aslına bakarsanız...

Ankara'da zamanının geçmesi de başka bir paydamızdı sanırım.

Muş ovasının yalancı deniz maviliğini ben muhtemelen Afyon veya Uşak civarında buluyordum...

Ve tabi ki otlu peynir kokusunu genzimde!

Şiirin ana teması olan,

Sevebilme ihtimalini ise,

Ben olsa olsa,

Sevilebilme ihtimalinde buluyordum...

Çünkü sevmeye 7/24 hazırdım...

Demek ki o zamandan çözmüşüm hadiseyi,

Yani,

Önemi olanın,

Sevmekten çok,

Sevilmek olduğunu...

Hayallerime devam ederken,

Anonsla kendime geldim,

"az sonra bir ömür ihtiyaç molası vereceğiz,

Yemekler ve çaylar şirketten,

Sevmeler ise sizdendir,

İyi yaşamlar dileriz"


26 May 2013

Sarımsaklı Yoğurt

Huy'lu,

Huyundan vazgeçer mi?

Can çıkar,

Huy çıkmaz mı?

Yedisinde neysen,

Yetmişinde de o musundur?

Değişmeyen tek şey değişim değil midir bu durumda?

Huy denen kimya kaideyi bozar mı?

Nev-i şahsına münhasır olmak özel bir durum değil, genel bir durum mudur?

Herkes kendisine özeldir... Mi?

Huyları sabit, değişmezdir...

En fazla değişmiş gibi yapar çevresine,

Belki de önce kendisine!

" Beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın."

Sözünü,

Bir insan ilk önce kendisine söylemiş olabilir mi!

******

Pazar günleri bünyenin sarımsaklı yoğurt istemesi, genetik miras tarzı, gastronomik bir miras olabilir mi?

Ana evinden yadigar!

******

Müzik zevkim sürekli değişiyor... Şimdi de reggea dinlemeye başladım...

******

Birazdan Sultanahmet'e gideceğim... Hint restoranına...

Bu da kültürel gastronomik miras... Kültür temelli...

******

Önceden komik bulduğum şeyleri giymeye başladım... Giydiğim eşyaları komik bulmaya da başlayabilirim her an...

******

Değişim her yerde,

Huy hariç...

İyi pazarlar!

13 May 2013

Burak Yıldırım

Akşam ofisten çıktığımda sanırım saat 20:15 civarıydı.

Her zamanki gibi otoparka indim ve arabama inerek yola koyuldum.

Birazdan, Bayrampaşa'dan Mecidiyeköy yönüne doğru kıvrılarak, Haliç Köprüsü'ne inmek üzereyken,

Tam Edirnekapı Metrobüs durağının hemen altında,

Gökten büyükçe ve bembeyaz bir martı süzüldü, arabamın hemen üstünden...

Hiç bu kadar çok martıyı yolun tam burasında görmediğime yemin edebilirim...

Sonra aniden aklıma Burak geldi... Şimşekler çaktı kafamda...

Evet evet, tam Burak'ın öldürüldüğü yerin altından geçiyordum...

Hemen radyoyu kapattım, sesini kısmadım, kapattım...

Önce utanç, sonra hüzün kapladı tüm vücudumu...

Niyeyse burayı bir kabristan gibi düşündüğümden midir nedir, bir Fatiha okuyuverdim...

İşte tam bu sırada o büyük bembeyaz martının, aslından bugün beyaz kefen içinde toprağa verilen Burak olduğunu anladım.

Hani anneler gününde;

Annesinden koparılan,

Üstündeki renkler yüzünden öldürülen Burak'tan bahsediyorum...

Burak dün bu yazıyı yazdığım şu saatlerde, maçta takımını destekliyor, belki de gol yemeden maçın bitmesi için dakikaları sayıyordu, tıpkı milyonlarca futbolsever gibi...

Bugün, şu anda ise, bedeni toprağın altında, ruhu ise büyük ihtimalle Metrobüsün Edirnekapı durağından havalanarak, Cennete doğru yol alıyor olsa gerek...

Ailesi, cenaze törenine kimsenin Fenerbahçe ürünleri ile gelmemesini istemiş...

Binlerce ölüm şekli vardır mutlaka... Kimisi hastalıktan, kimisi yaşlılıktan, kimisi terörden, kimisi kazadan vs...

Ne yazarsam yazayım, bu ölümü anlatamıyorum kendime...

Bir insanın, bir insanı sadece üzerinde taşıdığı renklerden dolayı  öldürebilmesini...

Failler sanırım henüz yakalanmadı ama, benzer gelir durumu olan, belki de iki sokak ötede oturan başka bir anne ve babanın oğlu yaptı bunu...

Bu tarz bir olayda kimsenin renkler üzerinde durmayacağına eminim....

Sevincin olabilir, ama ne ölümün ne de acının rengi yok...

Nefes alan her insan için aynı...

Peki burada suçlu kim?

Futbol endüstrisi mi?

Medya mı?

Kulüp Yöneticileri mi?

Futbolcular mı?

Taraftarlar mı?

Yoksa hepsi mi?

Şüphesiz hepsi...

Yeri gelmişken çuvaldızı bir taraftar olarak kendimize de batırmamız gerekiyor...

Çarşamba günü Eskişehirspor kupa maçında, bir ara şu tezahürat yükseldi tribünlerden:

" Sarı mavi yeşil meşil farketmez,

Yürüyoruz aynı yolda biz,

Futbol şiddettir, futbol holiganlıktır,

Futbol adam bıçaklamaktır."

İnanın o an, şu an'ı düşünmüş ve bu nasıl bir söylemdir ve nasıl toplu olarak söylenebilir diye içimden geçirmiştim...

Hani her şeyin anlamını yitirdiği anlar vardır...

İşte tam bunu hissediyorum...

Gün sonunda herkes evine gittiğinde,

Hayatına geri döndüğünde,

Sofrasında yemeğini yerken,

Beyaz bir martı evlerimizin üstünden süzülecek,

Ve gözünde birkaç damla yaş ile,

" Ben bunu haketmedim."

Diyecektir...

Ben kendi adıma senden özür diliyorum...

Umarım gittiğin yerde mutlu olur ve annenin gönlünü ferah tutarsın...


burak-yildirim_446446

10 May 2013

Doğum Günü!

Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi…
 
Kırk yaşımdan gün alacağım…
 
Dile kolay diyemeyeceğim, bir hayli zor zira!
 
Kötü değil de; zor sanki,
 
Hani alışılmamış,
 
Daha bir tok, daha bir derinden,
 
Kimine göre eskilerdensin,
 
Kimine göre hala yeni yetme.
 
Ortada bir yerlerde,
 
Aslında Ortanın, Son’a yakın olanından…
 
Şimdi burada adını anmazsam kesin ayıp olur, Schopenahuer’un dediği gibiyse eğer;
 
Bu yaşıma kadarki hayatım bir kitap,
 
Bundan sonrası eleştirisi olacak…
 
Zaten kendini eleştirmeye pek meraklı zihnim bayram edebilir bu haberden sebep!
 
Şimdi Hindistan’a gitti, Karma öğrendi geldi demeyeceğinize söz veriyorsanız, Karma ile sonlandırmak isterim,
 
Hepimiz birbirimizin hayatında bir sebepten varız,
 
Kimimiz mutlu etmek için,
 
Kimimiz üzmek,
 
Kimimiz sevmek,
 
Kimimiz sevilmek,
 
Kimimiz kızmak,
 
Kimimiz onurlandırmak için,
 
Özetle hiçbirimiz birbirimizin hayatını sebepsiz yere işgal etmiyoruz!
 
İlişkilerimizde bu sebep-sonuç ilişkisini unutmadan konumlandırmalıyız birbirimizi,
 
Yok ederek değil; tam tersine oluş sebebinden kendimize kıssadan hisseler çıkararak…
 
Diğer türlü zaten, Woody Allen’ın söylediği gibi;
 
Bel ve gömlek ölçülerimizin standart olduğu fani bir dünyada, anlam aramanın ne faydası var!
 
Hayatımda olan herkese teşekkürler!

6 May 2013

Eylem'den mutlu bir an!

Geçtiğimiz hafta çok enteresan bir şey oldu.

Beni fazlası ile mutlu eden.

Kendimi iyi hissettiğim.

Fanatik bir Fenerbahçeli olarak takımımın Benfika ile oynadığı maç için Lizbon'a gitmiştim.

Maçın sonu malumunuz üzere, finale kalamadan elendi takımım.

Ev sahibi takım ve taraftarları çılgınca eğleniyor ve mutluluk şarkıları söylüyorlardı.

Yaklaşık beş bin kadar, biz deplasman seyircisi ise olduğumuz yere çökmüş, bu içinde olmadığımız fakat tanıklık ettiğimiz eğlenceyi fazlasıyla üzgün şekilde izliyorduk.

Sonra birden, aniden, nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde, Benfika takımı tam önümüzden geçerken, bütün tribün alkışlamaya başladı ve futbolcular da bize karşılık verdiler.

Devamında, stadı terketmeye başlayan Benfika seyircisi bize döndü ve bizi alkışlamaya başladı. Bu alkışları elbette karşılıksız kalmadı ve bizler de onları alkışladık.

Gergin olan polisler rahatladı ve maçın başındaki asabiyetlerinin yerini gülümseyen suratlar aldı.

Polis kortejinde stattan çıkartıldık ve bizi bekleyen otobüslerin olduğu park alanına götürüldük.

Burada yine rakip takım seyircisi vardı ve bu defa da formalarını değiştiren seyirciler gördük.

Bu olup bitenler beni çok etkiledi. hem bir futbolsever, hem de hümanist duygular taşıyan bir dünya insanı olarak.

Ve bana çoktandır düşündüğüm bir şeyi ispat etmiş oldu bu olanlar.

Hayatta hangi davranış ve ruh haline sahipseniz, karşınızda da benzerini yaratıyor, inşa ediyor ve neticede buluyorsunuz.

Sinirli iseniz, sinirli;

Mutlu iseniz, mutlu,

Olumsuz iseniz, olumsuz,

Muhataplar buluyor hep sizi.

Karşılıklı olumlu adımlar bir çığ etkisi yaratıyor ve tabi ki tersi!

İşin sırrı belki de domino etkisi yaratacak o ilk hamleyi başlatmakta!

İlişkilerimizde,

İşimizde,

Evde,

Otobüste,

Her yerde!

El uzatılmasını beklemeden uzatılan ellerin artması,

Sizce de mutluluğun resmine giden yol olabilir mi?



WP_20130502_080 (2)