13 May 2013

Burak Yıldırım

Akşam ofisten çıktığımda sanırım saat 20:15 civarıydı.

Her zamanki gibi otoparka indim ve arabama inerek yola koyuldum.

Birazdan, Bayrampaşa'dan Mecidiyeköy yönüne doğru kıvrılarak, Haliç Köprüsü'ne inmek üzereyken,

Tam Edirnekapı Metrobüs durağının hemen altında,

Gökten büyükçe ve bembeyaz bir martı süzüldü, arabamın hemen üstünden...

Hiç bu kadar çok martıyı yolun tam burasında görmediğime yemin edebilirim...

Sonra aniden aklıma Burak geldi... Şimşekler çaktı kafamda...

Evet evet, tam Burak'ın öldürüldüğü yerin altından geçiyordum...

Hemen radyoyu kapattım, sesini kısmadım, kapattım...

Önce utanç, sonra hüzün kapladı tüm vücudumu...

Niyeyse burayı bir kabristan gibi düşündüğümden midir nedir, bir Fatiha okuyuverdim...

İşte tam bu sırada o büyük bembeyaz martının, aslından bugün beyaz kefen içinde toprağa verilen Burak olduğunu anladım.

Hani anneler gününde;

Annesinden koparılan,

Üstündeki renkler yüzünden öldürülen Burak'tan bahsediyorum...

Burak dün bu yazıyı yazdığım şu saatlerde, maçta takımını destekliyor, belki de gol yemeden maçın bitmesi için dakikaları sayıyordu, tıpkı milyonlarca futbolsever gibi...

Bugün, şu anda ise, bedeni toprağın altında, ruhu ise büyük ihtimalle Metrobüsün Edirnekapı durağından havalanarak, Cennete doğru yol alıyor olsa gerek...

Ailesi, cenaze törenine kimsenin Fenerbahçe ürünleri ile gelmemesini istemiş...

Binlerce ölüm şekli vardır mutlaka... Kimisi hastalıktan, kimisi yaşlılıktan, kimisi terörden, kimisi kazadan vs...

Ne yazarsam yazayım, bu ölümü anlatamıyorum kendime...

Bir insanın, bir insanı sadece üzerinde taşıdığı renklerden dolayı  öldürebilmesini...

Failler sanırım henüz yakalanmadı ama, benzer gelir durumu olan, belki de iki sokak ötede oturan başka bir anne ve babanın oğlu yaptı bunu...

Bu tarz bir olayda kimsenin renkler üzerinde durmayacağına eminim....

Sevincin olabilir, ama ne ölümün ne de acının rengi yok...

Nefes alan her insan için aynı...

Peki burada suçlu kim?

Futbol endüstrisi mi?

Medya mı?

Kulüp Yöneticileri mi?

Futbolcular mı?

Taraftarlar mı?

Yoksa hepsi mi?

Şüphesiz hepsi...

Yeri gelmişken çuvaldızı bir taraftar olarak kendimize de batırmamız gerekiyor...

Çarşamba günü Eskişehirspor kupa maçında, bir ara şu tezahürat yükseldi tribünlerden:

" Sarı mavi yeşil meşil farketmez,

Yürüyoruz aynı yolda biz,

Futbol şiddettir, futbol holiganlıktır,

Futbol adam bıçaklamaktır."

İnanın o an, şu an'ı düşünmüş ve bu nasıl bir söylemdir ve nasıl toplu olarak söylenebilir diye içimden geçirmiştim...

Hani her şeyin anlamını yitirdiği anlar vardır...

İşte tam bunu hissediyorum...

Gün sonunda herkes evine gittiğinde,

Hayatına geri döndüğünde,

Sofrasında yemeğini yerken,

Beyaz bir martı evlerimizin üstünden süzülecek,

Ve gözünde birkaç damla yaş ile,

" Ben bunu haketmedim."

Diyecektir...

Ben kendi adıma senden özür diliyorum...

Umarım gittiğin yerde mutlu olur ve annenin gönlünü ferah tutarsın...


burak-yildirim_446446

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder